Сура:
Аш-Шамс
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
وَالشَّمْسِ وَضُحَاهَا
[٩١:١]
Waalshshamsi waduhaha
[Transliteration]
[91:1] |
Клянусь солнцем и его сиянием,
[Крачковский]
[91:1] |
Клянусь солнцем и его освещением!
[Рысжанов]
[91:1] |
Клянусь солнцем и его сиянием!
[Кулиев]
[91:1] |
Клянусь солнцем и его светом;
[Богуславский]
[91:1] |
Клянусь солнцем и утренней светозарностью его,
[Саблуков]
[91:1] |
By the Sun and its brightness.
[FreeMinds]
[91:1] |
Yemin olsun: Güneşe ve onun aydınlığına,
[Okuyan]
[91:1] |
(1-8) Güneşe ve onun aydınlık veren parlaklığına; onu izlediğinde aya; güneşi açığa çıkardığında gündüze; güneşi örttüğünde geceye; göğe ve onu bina edene; yere ve onu döşeyene; nefse ve onu şekillendirene; nefse, kötülüğe ve korunmaya açık özelliklerini verene yemin olsun ki,
[Bayraktar]
[91:1] |
Yemin olsun Güneş’e ve ışığının parladığı kuşluk vaktine,
[Nuri]
[91:1] |
|
|
وَالْقَمَرِ إِذَا تَلَاهَا
[٩١:٢]
Waalqamari itha talaha
[Transliteration]
[91:2] |
и месяцем, когда он за ним следует,
[Крачковский]
[91:2] |
Луной, когда она следует за ним!
[Рысжанов]
[91:2] |
Клянусь луной, которая следует за ним!
[Кулиев]
[91:2] |
луною, когда она идет за ним вслед,
[Богуславский]
[91:2] |
И луною, когда она последует за ним;
[Саблуков]
[91:2] |
And the Moon that comes after it.
[FreeMinds]
[91:2] |
Onu izlediğinde aya,
[Okuyan]
[91:2] |
(1-8) Güneşe ve onun aydınlık veren parlaklığına; onu izlediğinde aya; güneşi açığa çıkardığında gündüze; güneşi örttüğünde geceye; göğe ve onu bina edene; yere ve onu döşeyene; nefse ve onu şekillendirene; nefse, kötülüğe ve korunmaya açık özelliklerini verene yemin olsun ki,
[Bayraktar]
[91:2] |
Onu izlediğinde Ay’a,
[Nuri]
[91:2] |
|
|
وَالنَّهَارِ إِذَا جَلَّاهَا
[٩١:٣]
Waalnnahari itha jallaha
[Transliteration]
[91:3] |
и днем, когда он его обнаруживает,
[Крачковский]
[91:3] |
Днем, когда он становится ясным!
[Рысжанов]
[91:3] |
Клянусь днем, который выявляет его (солнца) сияние!
[Кулиев]
[91:3] |
днем, когда он выставляет его в полном блеске,
[Богуславский]
[91:3] |
Клянусь днем, когда он открывает блеск его,
[Саблуков]
[91:3] |
And the day when it reveals.
[FreeMinds]
[91:3] |
Onu açığa çıkarttığında gündüze,
[Okuyan]
[91:3] |
(1-8) Güneşe ve onun aydınlık veren parlaklığına; onu izlediğinde aya; güneşi açığa çıkardığında gündüze; güneşi örttüğünde geceye; göğe ve onu bina edene; yere ve onu döşeyene; nefse ve onu şekillendirene; nefse, kötülüğe ve korunmaya açık özelliklerini verene yemin olsun ki,
[Bayraktar]
[91:3] |
Onu iyice açtığı vakit gündüze,
[Nuri]
[91:3] |
|
|
وَاللَّيْلِ إِذَا يَغْشَاهَا
[٩١:٤]
Waallayli itha yaghshaha
[Transliteration]
[91:4] |
и ночью, когда она его покрывает,
[Крачковский]
[91:4] |
Ночью, когда она темнеет!
[Рысжанов]
[91:4] |
Клянусь ночью, которая скрывает его!
[Кулиев]
[91:4] |
ночью, когда она покрывает его;
[Богуславский]
[91:4] |
И ночью, когда она закрывает его;
[Саблуков]
[91:4] |
And the night when it covers.
[FreeMinds]
[91:4] |
Onu kapladığında geceye,
[Okuyan]
[91:4] |
(1-8) Güneşe ve onun aydınlık veren parlaklığına; onu izlediğinde aya; güneşi açığa çıkardığında gündüze; güneşi örttüğünde geceye; göğe ve onu bina edene; yere ve onu döşeyene; nefse ve onu şekillendirene; nefse, kötülüğe ve korunmaya açık özelliklerini verene yemin olsun ki,
[Bayraktar]
[91:4] |
Ve onu sarıp sarmaladığı zaman geceye.
[Nuri]
[91:4] |
|
|
وَالسَّمَاءِ وَمَا بَنَاهَا
[٩١:٥]
Waalssamai wama banaha
[Transliteration]
[91:5] |
и небом, и тем, что его построило,
[Крачковский]
[91:5] |
Небом и тем, что ее возвело!
[Рысжанов]
[91:5] |
Клянусь небом и Тем, Кто его воздвиг (или тем, как Он воздвиг его)!
[Кулиев]
[91:5] |
клянусь небом и Тем, кто его сотворил,
[Богуславский]
[91:5] |
Клянусь небом и Тем, кто устроил его,
[Саблуков]
[91:5] |
And the heaven and what He built.
[FreeMinds]
[91:5] |
Göğe ve onu bina edene,
[Okuyan]
[91:5] |
(1-8) Güneşe ve onun aydınlık veren parlaklığına; onu izlediğinde aya; güneşi açığa çıkardığında gündüze; güneşi örttüğünde geceye; göğe ve onu bina edene; yere ve onu döşeyene; nefse ve onu şekillendirene; nefse, kötülüğe ve korunmaya açık özelliklerini verene yemin olsun ki,
[Bayraktar]
[91:5] |
Göğe ve onu kurana,
[Nuri]
[91:5] |
|
|
وَالْأَرْضِ وَمَا طَحَاهَا
[٩١:٦]
Waalardi wama tahaha
[Transliteration]
[91:6] |
и землей, и тем, что ее распростерло,
[Крачковский]
[91:6] |
Землей и тем, что на ней блуждает!
[Рысжанов]
[91:6] |
Клянусь землей и Тем, Кто ее распростер (или тем, как Он распростер ее)!
[Кулиев]
[91:6] |
землей и Тем, кто ее распростер,
[Богуславский]
[91:6] |
И землею и Тем, кто распростер ее;
[Саблуков]
[91:6] |
And the earth and what He sustains.
[FreeMinds]
[91:6] |
Yere ve onu yayana,
[Okuyan]
[91:6] |
(1-8) Güneşe ve onun aydınlık veren parlaklığına; onu izlediğinde aya; güneşi açığa çıkardığında gündüze; güneşi örttüğünde geceye; göğe ve onu bina edene; yere ve onu döşeyene; nefse ve onu şekillendirene; nefse, kötülüğe ve korunmaya açık özelliklerini verene yemin olsun ki,
[Bayraktar]
[91:6] |
Yere ve onu döşeyene.
[Nuri]
[91:6] |
|
|
وَنَفْسٍ وَمَا سَوَّاهَا
[٩١:٧]
Wanafsin wama sawwaha
[Transliteration]
[91:7] |
и всякой душой, и тем, что ее устроило
[Крачковский]
[91:7] |
Личностью и тем, что ее устроило!
[Рысжанов]
[91:7] |
Клянусь душой и Тем, Кто придал ей соразмерный облик (или тем, как Он сделал ее облик соразмерным)
[Кулиев]
[91:7] |
душой и Тем, кто ей дал вид,
[Богуславский]
[91:7] |
Клянусь душею и Тем, кто образовал ее,
[Саблуков]
[91:7] |
And a soul and what He made.
[FreeMinds]
[91:7] |
Nefse (insana) ve onu biçimlendirene,
[Okuyan]
[91:7] |
(1-8) Güneşe ve onun aydınlık veren parlaklığına; onu izlediğinde aya; güneşi açığa çıkardığında gündüze; güneşi örttüğünde geceye; göğe ve onu bina edene; yere ve onu döşeyene; nefse ve onu şekillendirene; nefse, kötülüğe ve korunmaya açık özelliklerini verene yemin olsun ki,
[Bayraktar]
[91:7] |
Nefse ve onu düzgün bir biçimde şekillendirene.
[Nuri]
[91:7] |
|
|
فَأَلْهَمَهَا فُجُورَهَا وَتَقْوَاهَا
[٩١:٨]
Faalhamaha fujooraha wataqwaha
[Transliteration]
[91:8] |
и внушило ей распущенность ее и богобоязненность!
[Крачковский]
[91:8] |
Тем, что вдохновляет ее на распутство и на осмотрительность!
[Рысжанов]
[91:8] |
и внушил ей порочность и богобоязненность!
[Кулиев]
[91:8] |
кто внушил ей греховность ее и благочестие ее;
[Богуславский]
[91:8] |
Вдохнул ей нечестие ее и благочестие ее:
[Саблуков]
[91:8] |
So He gave it its evil and good.
[FreeMinds]
[91:8] |
Sonra da ona (nefse), kötülük ve takvâ (duyarlılık) kabiliyetini verene ki
[Okuyan]
[91:8] |
(1-8) Güneşe ve onun aydınlık veren parlaklığına; onu izlediğinde aya; güneşi açığa çıkardığında gündüze; güneşi örttüğünde geceye; göğe ve onu bina edene; yere ve onu döşeyene; nefse ve onu şekillendirene; nefse, kötülüğe ve korunmaya açık özelliklerini verene yemin olsun ki,
[Bayraktar]
[91:8] |
Ardından da ona bozukluğunu ve takvasını ilham edene ki,
[Nuri]
[91:8] |
|
|
قَدْ أَفْلَحَ مَن زَكَّاهَا
[٩١:٩]
Qad aflaha man zakkaha
[Transliteration]
[91:9] |
Получил прибыль тот, кто ее очистил;
[Крачковский]
[91:9] |
Успешней тот, кто обелил ее!
[Рысжанов]
[91:9] |
Преуспел тот, кто очистил ее,
[Кулиев]
[91:9] |
блажен тот, кто сохранит ее непорочною;
[Богуславский]
[91:9] |
Блажен тот, кто очистит ее!
[Саблуков]
[91:9] |
Successful is the one who betters it.
[FreeMinds]
[91:9] |
Onu (nefsini) arındıran kişi elbette kurtulmuştur.
[Okuyan]
[91:9] |
(9-10) Nefsini arındıran, kurtuluşa ermiştir. Nefsini karanlığa gömen ise kayıptadır.
[Bayraktar]
[91:9] |
Benliği temizleyip arındıran, gerçekten kurtulmuştur.
[Nuri]
[91:9] |
|
|
وَقَدْ خَابَ مَن دَسَّاهَا
[٩١:١٠]
Waqad khaba man dassaha
[Transliteration]
[91:10] |
понес убыток тот, кто ее утаил.
[Крачковский]
[91:10] |
Потерпит неудачу тот, кто прятал ее!
[Рысжанов]
[91:10] |
и понес урон тот, кто опорочил ее.
[Кулиев]
[91:10] |
погибель тому, кто развратит ее.
[Богуславский]
[91:10] |
Несчастен тот, кто оскудит ее!
[Саблуков]
[91:10] |
And failing is the one who hides it.
[FreeMinds]
[91:10] |
Onu (kötülüğe) gömen kişi ise kaybetmiştir.
[Okuyan]
[91:10] |
(9-10) Nefsini arındıran, kurtuluşa ermiştir. Nefsini karanlığa gömen ise kayıptadır.
[Bayraktar]
[91:10] |
Onu kirletip örtense kayba uğramıştır.
[Nuri]
[91:10] |
|
|
كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِطَغْوَاهَا
[٩١:١١]
Kaththabat thamoodu bitaghwaha
[Transliteration]
[91:11] |
Сочли лжецом самудиты в своем заблуждении.
[Крачковский]
[91:11] |
Считали ложью народ Самуд в своем произволе,
[Рысжанов]
[91:11] |
Самудяне сочли лжецом пророка из-за своего беззакония,
[Кулиев]
[91:11] |
Темудиты по нечестию своему принимали пророков за лжецов.
[Богуславский]
[91:11] |
Фемудяне предались лжи; при своевольстве их,
[Саблуков]
[91:11] |
Thamud denied their transgression.
[FreeMinds]
[91:11] |
Semûd (kavmi) azgınlığı yüzünden (gerçeği) yalanlamıştı.
[Okuyan]
[91:11] |
Semûd toplumu, azgınlığı nedeniyle yalanladı.
[Bayraktar]
[91:11] |
Semûd kavmi, azgınlığı yüzünden yalanladı.
[Nuri]
[91:11] |
|
|
إِذِ انبَعَثَ أَشْقَاهَا
[٩١:١٢]
Ithi inbaAAatha ashqaha
[Transliteration]
[91:12] |
Вот поднялся их злосчастнейший,
[Крачковский]
[91:12] |
когда появился сделавший их несчастными!
[Рысжанов]
[91:12] |
и самый несчастный из них вызвался убить верблюдицу.
[Кулиев]
[91:12] |
Когда самые непокорные из них восстали,
[Богуславский]
[91:12] |
Когда восстал нечестивейший из них,
[Саблуков]
[91:12] |
They followed the worst among them.
[FreeMinds]
[91:12] |
Onların en azgını (deveyi kesmek için) ileri atılmıştı.
[Okuyan]
[91:12] |
(12-13) En azgınları ileri atıldığında, Allah`ın peygamberi onlara, “Allah`ın devesini bırakınız, onun su içmesine engel olmaktan sakınınız” demişti.
[Bayraktar]
[91:12] |
En haydutları ortaya fırladığı zaman,
[Nuri]
[91:12] |
|
|
فَقَالَ لَهُمْ رَسُولُ اللَّهِ نَاقَةَ اللَّهِ وَسُقْيَاهَا
[٩١:١٣]
Faqala lahum rasoolu Allahi naqata Allahi wasuqyaha
[Transliteration]
[91:13] |
и сказал им посланник Аллаха: «Верблюдицу Аллаха и питье ее!»
[Крачковский]
[91:13] |
И сказал им посланник Бога: «Верблюдица Бога и ее питье!»
[Рысжанов]
[91:13] |
Посланник Аллаха сказал им: "Берегите верблюдицу и питье ее!"
[Кулиев]
[91:13] |
посланный Божий сказал им: это— Божья верблюдица, оставьте ее пить.
[Богуславский]
[91:13] |
Тогда посланник Божий сказал им: "И верблюдицу Божию и питье ей" -
[Саблуков]
[91:13] |
So the messenger of God said to them: "This is the camel of God and her place of drinking."
[FreeMinds]
[91:13] |
Allah'ın elçisi (Salih) onlara "Allah'ın devesine ve onun su hakkına (dokunmayın)" demişti.
[Okuyan]
[91:13] |
(12-13) En azgınları ileri atıldığında, Allah`ın peygamberi onlara, “Allah`ın devesini bırakınız, onun su içmesine engel olmaktan sakınınız” demişti.
[Bayraktar]
[91:13] |
Allah’ın elçisi onlara şöyle demişti: "Allah’ın devesini ve onun su içme hakkını koruyun."
[Nuri]
[91:13] |
|
|
فَكَذَّبُوهُ فَعَقَرُوهَا فَدَمْدَمَ عَلَيْهِمْ رَبُّهُم بِذَنبِهِمْ فَسَوَّاهَا
[٩١:١٤]
Fakaththaboohu faAAaqarooha fadamdama AAalayhim rabbuhum bithanbihim fasawwaha
[Transliteration]
[91:14] |
И сочли они его лжецом и подрезали ее, и истребил их Господь их за их прегрешение и уравнял это,
[Крачковский]
[91:14] |
Но они посчитали ложью это и ранили ее! И произошел грохот над ними от Господа за их провинность, и сравнял Он их с землей,
[Рысжанов]
[91:14] |
Они сочли его лжецом и подрезали ей поджилки, а Господь поразил их за этот грех казнью, которая была одинакова для всех (или сровнял над ними землю).
[Кулиев]
[91:14] |
Они обвинили его во лжи и убили ее. Господь покарал их всех одинаково за грехи их.
[Богуславский]
[91:14] |
Но они лжецом почли его, и перерезали жилы в ногах ее. Тогда Господь их поразил их казнью за грех их, для всех уравняв ее,
[Саблуков]
[91:14] |
But they disbelieved him, and they killed her. So their Lord repaid them for their sin and leveled it.
[FreeMinds]
[91:14] |
(Fakat) onlar onu (elçiyi) yalanlamış ve o (deve)yi de kesmişlerdi. (Bunun üzerine), Rableri günahlarını başlarına geçirmiş ve orayı yerle bir etmişti.
[Okuyan]
[91:14] |
Buna rağmen peygamberi yalanladılar ve deveyi kestiler. Rableri, günahlarından dolayı ülkelerini harap edip yerle bir etti.
[Bayraktar]
[91:14] |
Fakat elçiye inanmadılar da deveyi devirip boğazladılar. Bunun üzerine, Rableri onların günahlarını kendi başlarına geçirdi de o yurdu dümdüz etti.
[Nuri]
[91:14] |
|
|
وَلَا يَخَافُ عُقْبَاهَا
[٩١:١٥]
Wala yakhafu AAuqbaha
[Transliteration]
[91:15] |
не страшась последствий этого.
[Крачковский]
[91:15] |
не боясь за итог!
[Рысжанов]
[91:15] |
Он не опасался последствий этого.
[Кулиев]
[91:15] |
Он не боится последствий этого.
[Богуславский]
[91:15] |
Не тревожась за последствия её.
[Саблуков]
[91:15] |
Yet, those who came after remain heedless.
[FreeMinds]
[91:15] |
(Bu toplum) kendi sonundan da korkmuyordu.
[Okuyan]
[91:15] |
Çünkü onların hiçbiri, başlarına gelecek şeyin korkusunu taşımıyordu.
[Bayraktar]
[91:15] |
Allah, işin sonundan korkacak değil ya!
[Nuri]
[91:15] |
|
|