Сура:
Аль-Балад
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
La oqsimu bihatha albaladi
[Transliteration]
[90:1] |
Не клянусь этим городом!
[Крачковский]
[90:1] |
Нет! Клянусь этим городом,
[Рысжанов]
[90:1] |
Клянусь этим городом (Меккой)!
[Кулиев]
[90:1] |
Я не поклянусь этой страной,
[Богуславский]
[90:1] |
Клянусь сим городом,
[Саблуков]
[90:1] |
I do swear by this land.
[FreeMinds]
[90:1] |
Hayır bu şehre (Mekke'ye) yemin ederim.
[Okuyan]
[90:1] |
(1-3) Senin yaşamakta olduğun bu beldeye; doğurana ve doğana yemin olsun ki,
[Bayraktar]
[90:1] |
Yemin ederim bu kente ki, iş onların sandığı gibi değildir!
[Nuri]
[90:1] |
|
|
وَأَنتَ حِلٌّ بِهَٰذَا الْبَلَدِ
[٩٠:٢]
Waanta hillun bihatha albaladi
[Transliteration]
[90:2] |
И ты живешь в этом городе.
[Крачковский]
[90:2] |
ты живешь в этом городе!
[Рысжанов]
[90:2] |
Ты обитаешь в этом городе.
[Кулиев]
[90:2] |
в которой тебе дозволено многое,
[Богуславский]
[90:2] |
И ты житель этого города,
[Саблуков]
[90:2] |
And you are a dweller in this land.
[FreeMinds]
[90:2] |
Ki sen bu şehirde oturmaktasın.
[Okuyan]
[90:2] |
(1-3) Senin yaşamakta olduğun bu beldeye; doğurana ve doğana yemin olsun ki,
[Bayraktar]
[90:2] |
Sen bu kente mahremsin/bu kente gireceksin.
[Nuri]
[90:2] |
|
|
وَوَالِدٍ وَمَا وَلَدَ
[٩٠:٣]
Wawalidin wama walada
[Transliteration]
[90:3] |
И родителем и тем, что он породил!
[Крачковский]
[90:3] |
Клянусь родителем и тем, что он породил!
[Рысжанов]
[90:3] |
Клянусь родителем и тем, кого он породил!
[Кулиев]
[90:3] |
Я не поклянусь ни родившим, ни тем, что он родил.
[Богуславский]
[90:3] |
Клянусь родителем и тем кого родил он:
[Саблуков]
[90:3] |
And a father and what he begets.
[FreeMinds]
[90:3] |
Babaya ve çocuğa (da yemin ederim).
[Okuyan]
[90:3] |
(1-3) Senin yaşamakta olduğun bu beldeye; doğurana ve doğana yemin olsun ki,
[Bayraktar]
[90:3] |
Ve doğurana ve doğurduğuna da yemin olsun ki,
[Nuri]
[90:3] |
|
|
لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي كَبَدٍ
[٩٠:٤]
Laqad khalaqna alinsana fee kabadin
[Transliteration]
[90:4] |
Мы создали человека в заботе.
[Крачковский]
[90:4] |
Ведь Мы сотворили забывчивого человека обремененным!
[Рысжанов]
[90:4] |
Мы создали человека с тяготами.
[Кулиев]
[90:4] |
Мы создали человека в лишении.
[Богуславский]
[90:4] |
Мы сотворили этого человека легкомысленным.
[Саблуков]
[90:4] |
We have created the human being in struggle.
[FreeMinds]
[90:4] |
Şüphesiz ki biz insanı zorluklar konusunda (dayanıklı) yarattık.
[Okuyan]
[90:4] |
Biz, insanı zorluklar içinde yarattık.
[Bayraktar]
[90:4] |
Biz insanı gerçekten bir sıkıntı ve zorluk içinde yarattık.
[Nuri]
[90:4] |
|
|
أَيَحْسَبُ أَن لَّن يَقْدِرَ عَلَيْهِ أَحَدٌ
[٩٠:٥]
Ayahsabu an lan yaqdira AAalayhi ahadun
[Transliteration]
[90:5] |
Разве он думает, что его никто не переможет?
[Крачковский]
[90:5] |
Неужели он считает, что его никто не пересилит?
[Рысжанов]
[90:5] |
Неужели он полагает, что никто не справится с ним?
[Кулиев]
[90:5] |
Воображает ли он, что никого нет сильнее его?
[Богуславский]
[90:5] |
Уже ли думает он, что никто не переможет его?
[Саблуков]
[90:5] |
Does he think that no one is able to best him?
[FreeMinds]
[90:5] |
(O insan) kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?
[Okuyan]
[90:5] |
İnsan, hiç kimsenin kendisine güç yetiremeyeceğini mi sanıyor?
[Bayraktar]
[90:5] |
O sanıyor mu ki, hiç kimse ona asla güç yetiremeyecektir!
[Nuri]
[90:5] |
|
|
يَقُولُ أَهْلَكْتُ مَالًا لُّبَدًا
[٩٠:٦]
Yaqoolu ahlaktu malan lubadan
[Transliteration]
[90:6] |
Говорит он: «Я погубил богатство несметное!»
[Крачковский]
[90:6] |
Говорит он: «Я погубил многочисленное богатство!»
[Рысжанов]
[90:6] |
Он говорит: "Я погубил богатство несметное!"
[Кулиев]
[90:6] |
Он говорит: я истратил огромное имущество.
[Богуславский]
[90:6] |
Он говорит: "Я истратил большое имущество".
[Саблуков]
[90:6] |
He says: "I spent so much money!"
[FreeMinds]
[90:6] |
(Övünerek) "Pek çok mal harcadım." diyor.
[Okuyan]
[90:6] |
(6-7) “Pek çok mal harcadım” der, kimse onu görmedi mi sanıyor?
[Bayraktar]
[90:6] |
"Yığınlarla mal telef ettim!" diyor.
[Nuri]
[90:6] |
|
|
أَيَحْسَبُ أَن لَّمْ يَرَهُ أَحَدٌ
[٩٠:٧]
Ayahsabu an lam yarahu ahadun
[Transliteration]
[90:7] |
Разве он думает, что его никто не видел?
[Крачковский]
[90:7] |
Неужели он считает, что его никто не видит?
[Рысжанов]
[90:7] |
Неужели он полагает, что никто не видел его?
[Кулиев]
[90:7] |
Думает ли он, что никто его не видит?
[Богуславский]
[90:7] |
Уже ли думает он, что никто его не видит?
[Саблуков]
[90:7] |
Does he think that no one sees him?
[FreeMinds]
[90:7] |
Kimsenin kendisini görmediğini mi sanıyor!
[Okuyan]
[90:7] |
(6-7) “Pek çok mal harcadım” der, kimse onu görmedi mi sanıyor?
[Bayraktar]
[90:7] |
Hiç kimsenin kendisini görmediğini mi sanıyor?
[Nuri]
[90:7] |
|
|
أَلَمْ نَجْعَل لَّهُ عَيْنَيْنِ
[٩٠:٨]
Alam najAAal lahu AAaynayni
[Transliteration]
[90:8] |
Разве не сделали Мы ему пару глаз,
[Крачковский]
[90:8] |
Неужели Мы не установили ему два глаза,
[Рысжанов]
[90:8] |
Разве Мы не наделили его двумя глазами,
[Кулиев]
[90:8] |
Разве Мы не дали ему два глаза,
[Богуславский]
[90:8] |
Не Мы ли дали ему очи,
[Саблуков]
[90:8] |
Did We not make for him two eyes?
[FreeMinds]
[90:8] |
(8, 9) Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi?
[Okuyan]
[90:8] |
(8-10) Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi? Ona hak ve bâtıl şeklinde iki yolu göstermedik mi?
[Bayraktar]
[90:8] |
Biz ona vermedik mi iki göz,
[Nuri]
[90:8] |
|
|
وَلِسَانًا وَشَفَتَيْنِ
[٩٠:٩]
Walisanan washafatayni
[Transliteration]
[90:9] |
и зубы, и пару губ
[Крачковский]
[90:9] |
язык и пару губ?
[Рысжанов]
[90:9] |
языком и двумя устами?
[Кулиев]
[90:9] |
язык и две губы?
[Богуславский]
[90:9] |
Язык, уста,
[Саблуков]
[90:9] |
And a tongue and two lips?
[FreeMinds]
[90:9] |
(8, 9) Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi?
[Okuyan]
[90:9] |
(8-10) Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi? Ona hak ve bâtıl şeklinde iki yolu göstermedik mi?
[Bayraktar]
[90:9] |
Bir dil, iki dudak?
[Nuri]
[90:9] |
|
|
وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِ
[٩٠:١٠]
Wahadaynahu alnnajdayni
[Transliteration]
[90:10] |
и повели его на две высоты?
[Крачковский]
[90:10] |
Мы наставили его на две возвышенности!
[Рысжанов]
[90:10] |
Разве Мы не повели его к двум вершинам?
[Кулиев]
[90:10] |
Разве Мы не указали ему две широкие дороги?
[Богуславский]
[90:10] |
И водим его по двум высотам?
[Саблуков]
[90:10] |
And We guided him to dual paths?
[FreeMinds]
[90:10] |
Ona iki yolu da gösterdik.
[Okuyan]
[90:10] |
(8-10) Biz ona iki göz, bir dil ve iki dudak vermedik mi? Ona hak ve bâtıl şeklinde iki yolu göstermedik mi?
[Bayraktar]
[90:10] |
Kılavuzladık onu iki tepeye.
[Nuri]
[90:10] |
|
|
فَلَا اقْتَحَمَ الْعَقَبَةَ
[٩٠:١١]
Fala iqtahama alAAaqabata
[Transliteration]
[90:11] |
А он не устремился по крутизне!
[Крачковский]
[90:11] |
А он не преодолевает крутой подъем!
[Рысжанов]
[90:11] |
Он не стал преодолевать крутую тропу.
[Кулиев]
[90:11] |
Но он еще не сошел со спуска.
[Богуславский]
[90:11] |
Он еще не прыгал с этой крутизны.
[Саблуков]
[90:11] |
He should choose the difficult path.
[FreeMinds]
[90:11] |
(Fakat) o, sarp yokuşu (aşmayı) göze almadı.
[Okuyan]
[90:11] |
(11-16) Fakat insan, sarp yokuşu aşamadı. O sarp yokuşun ne olduğunu sen nereden bileceksin? Köle âzat etmektir veya açlık gününde yakını olan bir yetimi, yahut toprakta sürünen bir yoksulu doyurmaktır.
[Bayraktar]
[90:11] |
Akabeye, sarp yokuşa atılamadı o.
[Nuri]
[90:11] |
|
|
وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْعَقَبَةُ
[٩٠:١٢]
Wama adraka ma alAAaqabatu
[Transliteration]
[90:12] |
И что даст тебе знать, что такое крутизна?
[Крачковский]
[90:12] |
Что ты знаешь о крутом подъеме?
[Рысжанов]
[90:12] |
Откуда ты мог знать, что такое крутая тропа?
[Кулиев]
[90:12] |
Кто объяснит тебе, что такое спуск?
[Богуславский]
[90:12] |
О если бы что вразумило его, что такое это крутизна!
[Саблуков]
[90:12] |
Do you know which is the difficult path?
[FreeMinds]
[90:12] |
O ‘sarp yokuş'un ne olduğunu sana bildiren ne olabilir ki!
[Okuyan]
[90:12] |
(11-16) Fakat insan, sarp yokuşu aşamadı. O sarp yokuşun ne olduğunu sen nereden bileceksin? Köle âzat etmektir veya açlık gününde yakını olan bir yetimi, yahut toprakta sürünen bir yoksulu doyurmaktır.
[Bayraktar]
[90:12] |
Sarp yokuşun ne olduğunu sana bildiren nedir?
[Nuri]
[90:12] |
|
|
فَكُّ رَقَبَةٍ
[٩٠:١٣]
Fakku raqabatin
[Transliteration]
[90:13] |
Отпустит раба
[Крачковский]
[90:13] |
Освободить бесправного,
[Рысжанов]
[90:13] |
Это - освобождение раба
[Кулиев]
[90:13] |
Это— выкуп пленных
[Богуславский]
[90:13] |
Она - отпуск раба на волю,
[Саблуков]
[90:13] |
The freeing of a slave,
[FreeMinds]
[90:13] |
(Sarp yokuş); köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktur.
[Okuyan]
[90:13] |
(11-16) Fakat insan, sarp yokuşu aşamadı. O sarp yokuşun ne olduğunu sen nereden bileceksin? Köle âzat etmektir veya açlık gününde yakını olan bir yetimi, yahut toprakta sürünen bir yoksulu doyurmaktır.
[Bayraktar]
[90:13] |
Özgürlüğü zincirlenenin bağını çözmektir o.
[Nuri]
[90:13] |
|
|
أَوْ إِطْعَامٌ فِي يَوْمٍ ذِي مَسْغَبَةٍ
[٩٠:١٤]
Aw itAAamun fee yawmin thee masghabatin
[Transliteration]
[90:14] |
или накормит в день голода
[Крачковский]
[90:14] |
или накормить во время голода
[Рысжанов]
[90:14] |
или кормление в голодный день
[Кулиев]
[90:14] |
или давание пищи в дни голода
[Богуславский]
[90:14] |
Или, в какой либо день кормление голодающего,
[Саблуков]
[90:14] |
Or feeding on a day of great hardship,
[FreeMinds]
[90:14] |
(14, 15, 16) Veya açlık gün(ün)de yakın(ı) olan bir yetimi veya (karnı) toprağa yapışmış (hiçbir şeyi olmayan) yoksulu doyurmaktır.
[Okuyan]
[90:14] |
(11-16) Fakat insan, sarp yokuşu aşamadı. O sarp yokuşun ne olduğunu sen nereden bileceksin? Köle âzat etmektir veya açlık gününde yakını olan bir yetimi, yahut toprakta sürünen bir yoksulu doyurmaktır.
[Bayraktar]
[90:14] |
Yahut da açlık ve perişanlık gününde doyurmaktır o,
[Nuri]
[90:14] |
|
|
يَتِيمًا ذَا مَقْرَبَةٍ
[٩٠:١٥]
Yateeman tha maqrabatin
[Transliteration]
[90:15] |
сироту из родственников
[Крачковский]
[90:15] |
близкого сироту,
[Рысжанов]
[90:15] |
сироту из числа родственников
[Кулиев]
[90:15] |
сироте, который с тобой в родстве,
[Богуславский]
[90:15] |
Сироты, находящегося в родстве,
[Саблуков]
[90:15] |
An orphan of relation,
[FreeMinds]
[90:15] |
(14, 15, 16) Veya açlık gün(ün)de yakın(ı) olan bir yetimi veya (karnı) toprağa yapışmış (hiçbir şeyi olmayan) yoksulu doyurmaktır.
[Okuyan]
[90:15] |
(11-16) Fakat insan, sarp yokuşu aşamadı. O sarp yokuşun ne olduğunu sen nereden bileceksin? Köle âzat etmektir veya açlık gününde yakını olan bir yetimi, yahut toprakta sürünen bir yoksulu doyurmaktır.
[Bayraktar]
[90:15] |
Yakındaki bir yetimi,
[Nuri]
[90:15] |
|
|
أَوْ مِسْكِينًا ذَا مَتْرَبَةٍ
[٩٠:١٦]
Aw miskeenan tha matrabatin
[Transliteration]
[90:16] |
или бедняка оскудевшего!
[Крачковский]
[90:16] |
или обедневшего!
[Рысжанов]
[90:16] |
или приникшего к земле бедняка.
[Кулиев]
[90:16] |
или бедному, находящемуся в крайности.
[Богуславский]
[90:16] |
Или, бедняка, отягощенного нуждою,
[Саблуков]
[90:16] |
Or a poor person in need;
[FreeMinds]
[90:16] |
(14, 15, 16) Veya açlık gün(ün)de yakın(ı) olan bir yetimi veya (karnı) toprağa yapışmış (hiçbir şeyi olmayan) yoksulu doyurmaktır.
[Okuyan]
[90:16] |
(11-16) Fakat insan, sarp yokuşu aşamadı. O sarp yokuşun ne olduğunu sen nereden bileceksin? Köle âzat etmektir veya açlık gününde yakını olan bir yetimi, yahut toprakta sürünen bir yoksulu doyurmaktır.
[Bayraktar]
[90:16] |
Yahut ezilmiş, boynu bükük bir yoksulu.
[Nuri]
[90:16] |
|
|
ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذِينَ آمَنُوا وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِ
[٩٠:١٧]
Thumma kana mina allatheena amanoo watawasaw bialssabri watawasaw bialmarhamati
[Transliteration]
[90:17] |
Потом будет он из тех, что уверовали и заповедуют терпение и заповедуют милосердие.
[Крачковский]
[90:17] |
Затем те, которые поверили, завещают терпение и завещают милосердие!
[Рысжанов]
[90:17] |
А после этого надо быть одним из тех, которые уверовали и заповедали друг другу терпение и заповедали друг другу милосердие.
[Кулиев]
[90:17] |
Те, которые так поступают, и к тому же веруют, внушают другим терпение, советуют человеколюбие,
[Богуславский]
[90:17] |
Когда они из числа тех, которые веруют, внушают друг другу терпение, внушают друг другу сострадание.
[Саблуков]
[90:17] |
Then becoming one of those who believe, and exhort one another to patience, and exhort one another to kindness.
[FreeMinds]
[90:17] |
Sonra da iman edenlerden, birbirlerine sabrı tavsiye edenlerden ve merhameti tavsiye edenlerden olmaktır.
[Okuyan]
[90:17] |
(17-18) Sonra iman edenlerden, birbirine sabrı ve merhameti tavsiye edenlerden olmaktır. İşte bunlar sağdakilerdir.
[Bayraktar]
[90:17] |
Sonra da iman eden ve birbirlerine sabrı öneren, merhameti öneren kişilerden olmaktır o.
[Nuri]
[90:17] |
|
|
أُولَٰئِكَ أَصْحَابُ الْمَيْمَنَةِ
[٩٠:١٨]
Olaika ashabu almaymanati
[Transliteration]
[90:18] |
Эти – владыки правой стороны!
[Крачковский]
[90:18] |
Такие обладатели правой стороны!
[Рысжанов]
[90:18] |
Таковы люди правой стороны.
[Кулиев]
[90:18] |
будут на правой стороне.
[Богуславский]
[90:18] |
Таковые будут в сонме правой стороны.
[Саблуков]
[90:18] |
Those are the people of the right.
[FreeMinds]
[90:18] |
İşte onlar sağın halkıdır.
[Okuyan]
[90:18] |
(17-18) Sonra iman edenlerden, birbirine sabrı ve merhameti tavsiye edenlerden olmaktır. İşte bunlar sağdakilerdir.
[Bayraktar]
[90:18] |
İşte böyleleridir uğur ve bereket dostları.
[Nuri]
[90:18] |
|
|
وَالَّذِينَ كَفَرُوا بِآيَاتِنَا هُمْ أَصْحَابُ الْمَشْأَمَةِ
[٩٠:١٩]
Waallatheena kafaroo biayatina hum ashabu almashamati
[Transliteration]
[90:19] |
А те, которые не уверовали в Мои знамения, они – владыки левой стороны.
[Крачковский]
[90:19] |
Те, которые закрыты к Нашим знамениям обладатели левой стороны!
[Рысжанов]
[90:19] |
Те же, которые не уверовали в Наши знамения, являются людьми левой стороны,
[Кулиев]
[90:19] |
Те же, которые не веруют в знамения Наши, будут на левой стороне.
[Богуславский]
[90:19] |
А отвергающие наши знамения будут в сонме левой стороны:
[Саблуков]
[90:19] |
And those who rejected Our revelations, they are the people of misery.
[FreeMinds]
[90:19] |
Ayetlerimizi inkâr edenler ise işte onlar solun halkıdır.
[Okuyan]
[90:19] |
(19-20) Âyetlerimizi inkâr edenler ise, işte onlar soldakilerdir. Cezaları, kapıları üzerine sımsıkı kapatılmış bir ateştir.
[Bayraktar]
[90:19] |
Bizim ayetlerimizi tanımayanlara gelince bunlar; şomluk, uğursuzluk yâranıdır.
[Nuri]
[90:19] |
|
|
عَلَيْهِمْ نَارٌ مُّؤْصَدَةٌ
[٩٠:٢٠]
AAalayhim narun musadatun
[Transliteration]
[90:20] |
Над ними – огонь сводчатый.
[Крачковский]
[90:20] |
Над ними запирающий огонь!
[Рысжанов]
[90:20] |
над которыми сомкнется огненный свод.
[Кулиев]
[90:20] |
Они будут покрыты огненным сводом.
[Богуславский]
[90:20] |
Над ними сомкнется огненный свод.
[Саблуков]
[90:20] |
Upon them is a Fire closed over.
[FreeMinds]
[90:20] |
Onlar(ın cezası, kapıları) üzerlerine kilitlenmiş ateştir.
[Okuyan]
[90:20] |
(19-20) Âyetlerimizi inkâr edenler ise, işte onlar soldakilerdir. Cezaları, kapıları üzerine sımsıkı kapatılmış bir ateştir.
[Bayraktar]
[90:20] |
Bunların üzerine, kilitlenecek bir ateş gelecektir.
[Nuri]
[90:20] |
|
|