Сура:
Ат-Тарик
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
وَالسَّمَاءِ وَالطَّارِقِ
[٨٦:١]
Waalssamai waalttariqi
[Transliteration]
[86:1] |
Клянусь небом и идущим ночью!
[Крачковский]
[86:1] |
Клянусь небом и утренней звездой!
[Рысжанов]
[86:1] |
Клянусь небом и ночным путником!
[Кулиев]
[86:1] |
Клянусь небом и утренней звездой.
[Богуславский]
[86:1] |
Клянусь небом, клянусь денницей
[Саблуков]
[86:1] |
By the heaven and the herald.
[FreeMinds]
[86:1] |
Göğe ve Târık'a yemin olsun!
[Okuyan]
[86:1] |
(1-4) Göğe ve Târık`a yemin olsun. Târık`ın ne olduğunu sen nereden bileceksin? Parlayan yıldızdır. Hiçbir kimse yoktur ki başında bir denetleyici bulunmasın.
[Bayraktar]
[86:1] |
Yemin olsun göğe ve Târık’a; o, gece gelene/o, tokmak gibi vurana/o, çıkıverip de yürek hoplatana.
[Nuri]
[86:1] |
|
|
وَمَا أَدْرَاكَ مَا الطَّارِقُ
[٨٦:٢]
Wama adraka ma alttariqu
[Transliteration]
[86:2] |
А что даст тебе знать, что такое идущий ночью?
[Крачковский]
[86:2] |
Что ты знаешь об утренней звезде?
[Рысжанов]
[86:2] |
Откуда ты мог знать, что такое ночной путник?
[Кулиев]
[86:2] |
Кто объяснит тебе, что такое утренняя звезда?
[Богуславский]
[86:2] |
(О если бы кто вразумил тебя, что такое денница?
[Саблуков]
[86:2] |
And do you know what the herald is?
[FreeMinds]
[86:2] |
Târık'ın ne olduğunu sana bildiren ne olabilir ki!
[Okuyan]
[86:2] |
(1-4) Göğe ve Târık`a yemin olsun. Târık`ın ne olduğunu sen nereden bileceksin? Parlayan yıldızdır. Hiçbir kimse yoktur ki başında bir denetleyici bulunmasın.
[Bayraktar]
[86:2] |
Nereden bileceksin sen nedir Târık?
[Nuri]
[86:2] |
|
|
النَّجْمُ الثَّاقِبُ
[٨٦:٣]
Alnnajmu alththaqibu
[Transliteration]
[86:3] |
Звезда пронизывающая.
[Крачковский]
[86:3] |
Звезда пронзающая!
[Рысжанов]
[86:3] |
Это - звезда пронизывающая небеса своим светом.
[Кулиев]
[86:3] |
Это— звезда, мечущая лучи.
[Богуславский]
[86:3] |
Это звезда ярко блистающая.)
[Саблуков]
[86:3] |
The pulsing star.
[FreeMinds]
[86:3] |
(O, karanlığı) delen yıldızdır.
[Okuyan]
[86:3] |
(1-4) Göğe ve Târık`a yemin olsun. Târık`ın ne olduğunu sen nereden bileceksin? Parlayan yıldızdır. Hiçbir kimse yoktur ki başında bir denetleyici bulunmasın.
[Bayraktar]
[86:3] |
Parlayan, ışığıyla karanlığı delen yıldızdır o.
[Nuri]
[86:3] |
|
|
إِن كُلُّ نَفْسٍ لَّمَّا عَلَيْهَا حَافِظٌ
[٨٦:٤]
In kullu nafsin lamma AAalayha hafithun
[Transliteration]
[86:4] |
Поистине, над всякой душой есть хранитель.
[Крачковский]
[86:4] |
Поистине, над каждой личностью есть хранитель!
[Рысжанов]
[86:4] |
Нет душы, при которой не было бы хранителя.
[Кулиев]
[86:4] |
Всякая душа имеет над собой хранителя.
[Богуславский]
[86:4] |
Нет ни одной души, при которой не было бы стража.
[Саблуков]
[86:4] |
Every soul has a recorder over it.
[FreeMinds]
[86:4] |
Üzerinde bir gözetleyici (melek) olmayan hiçbir can yoktur.
[Okuyan]
[86:4] |
(1-4) Göğe ve Târık`a yemin olsun. Târık`ın ne olduğunu sen nereden bileceksin? Parlayan yıldızdır. Hiçbir kimse yoktur ki başında bir denetleyici bulunmasın.
[Bayraktar]
[86:4] |
Hiçbir benlik yoktur ki, üzerinde bir koruyucu/bir bekçi bulunmasın.
[Nuri]
[86:4] |
|
|
فَلْيَنظُرِ الْإِنسَانُ مِمَّ خُلِقَ
[٨٦:٥]
Falyanthuri alinsanu mimma khuliqa
[Transliteration]
[86:5] |
Пусть же посмотрит человек, из чего он создан!
[Крачковский]
[86:5] |
Так пусть посмотрит забывчивый человек, из чего он сотворен!
[Рысжанов]
[86:5] |
Пусть посмотрит человек, из чего он создан.
[Кулиев]
[86:5] |
Пусть человек взглянет, из чего он создан:
[Богуславский]
[86:5] |
Да обратит человек взор на то, из чего творится он.
[Саблуков]
[86:5] |
So let the human being see from what he was created.
[FreeMinds]
[86:5] |
İnsan, neyden yaratıldığına bir baksın!
[Okuyan]
[86:5] |
İnsan nereden yaratıldığına bir baksın.
[Bayraktar]
[86:5] |
İnsan, neden yaratılmış olduğuna bir baksın!
[Nuri]
[86:5] |
|
|
خُلِقَ مِن مَّاءٍ دَافِقٍ
[٨٦:٦]
Khuliqa min main dafiqin
[Transliteration]
[86:6] |
Создан из воды изливающейся.
[Крачковский]
[86:6] |
Сотворен он из изливающейся воды,
[Рысжанов]
[86:6] |
Он создан из изливающейся жидкости,
[Кулиев]
[86:6] |
он был создан из пролитой воды,
[Богуславский]
[86:6] |
Он творится из влаги, выливающейся,
[Саблуков]
[86:6] |
He was created from a water that spurts forth.
[FreeMinds]
[86:6] |
(6, 7) Omurga ile kaburga kemikleri arasından çıkan (akan) bir sudan (sıvıdan)yaratıldı.
[Okuyan]
[86:6] |
Atılan bir sudan yaratılmıştır.
[Bayraktar]
[86:6] |
Fırlayan bir suyun bir parçacağından yaratıldı o.
[Nuri]
[86:6] |
|
|
يَخْرُجُ مِن بَيْنِ الصُّلْبِ وَالتَّرَائِبِ
[٨٦:٧]
Yakhruju min bayni alssulbi waalttaraibi
[Transliteration]
[86:7] |
Выходит она из хребта и грудных костей.
[Крачковский]
[86:7] |
исходящей между тазом и грудной клеткой.
[Рысжанов]
[86:7] |
которая выходит между чреслами и грудными костями.
[Кулиев]
[86:7] |
выходящей из поясницы и ребер.
[Богуславский]
[86:7] |
Выходящей из чресел и костей груди.
[Саблуков]
[86:7] |
It comes out from between the spine and the testes.
[FreeMinds]
[86:7] |
(6, 7) Omurga ile kaburga kemikleri arasından çıkan (akan) bir sudan (sıvıdan)yaratıldı.
[Okuyan]
[86:7] |
O su, erkeğin belinden, kadının leğen kemiğinden çıkmaktadır.
[Bayraktar]
[86:7] |
Bel ile kaburgalar arasından çıkar o su.
[Nuri]
[86:7] |
|
|
إِنَّهُ عَلَىٰ رَجْعِهِ لَقَادِرٌ
[٨٦:٨]
Innahu AAala rajAAihi laqadirun
[Transliteration]
[86:8] |
Поистине, Он в силах вернуть его снова,
[Крачковский]
[86:8] |
Поистине, ведь Он может его вернуть!
[Рысжанов]
[86:8] |
Воистину, Он властен вернуть его.
[Кулиев]
[86:8] |
Конечно, Бог может и воскресить его
[Богуславский]
[86:8] |
Действительно, Он может возвратить его к Себе,
[Саблуков]
[86:8] |
For He is able to bring him back.
[FreeMinds]
[86:8] |
Şüphesiz ki O (Allah) onu geri döndürmeye (tekrar yaratmaya) gücü yetendir.
[Okuyan]
[86:8] |
Şüphesiz Allah`ın, insanı öldükten sonra diriltmeye de gücü yeter.
[Bayraktar]
[86:8] |
O Allah, o insanı tekrar hayata döndürmeye elbette kadirdir.
[Nuri]
[86:8] |
|
|
يَوْمَ تُبْلَى السَّرَائِرُ
[٨٦:٩]
Yawma tubla alssarairu
[Transliteration]
[86:9] |
в тот день, как будут испытуемы тайны.
[Крачковский]
[86:9] |
В тот День испытаются секреты!
[Рысжанов]
[86:9] |
В тот день подвергнут испытанию все тайны,
[Кулиев]
[86:9] |
в тот день, когда будут обнаружены все тайны
[Богуславский]
[86:9] |
В тот день, когда тайны будут явны,
[Саблуков]
[86:9] |
The Day when all is revealed.
[FreeMinds]
[86:9] |
(9, 10) Sırların ortaya döküleceği o gün, onun (insanın) hiçbir gücü ve yardımcısı yoktur.
[Okuyan]
[86:9] |
(9-10) Bütün sırların ortaya serileceği o gün, insanın ne bir gücü, ne de bir yardımcısı olacaktır.
[Bayraktar]
[86:9] |
Sırların/gizlilerin yoklanıp ortaya çıkarılacağı gün,
[Nuri]
[86:9] |
|
|
فَمَا لَهُ مِن قُوَّةٍ وَلَا نَاصِرٍ
[٨٦:١٠]
Fama lahu min quwwatin wala nasirin
[Transliteration]
[86:10] |
И нет у него ни силы, ни помощника.
[Крачковский]
[86:10] |
И нет у него ни мощи, ни помощи!
[Рысжанов]
[86:10] |
и тогда не будет у него ни силы, ни помощника.
[Кулиев]
[86:10] |
и когда он не найдет ни силы, ни помощи.
[Богуславский]
[86:10] |
Когда у него не будет ни силы своей, ни помощника.
[Саблуков]
[86:10] |
Then he will not have any power or victor.
[FreeMinds]
[86:10] |
(9, 10) Sırların ortaya döküleceği o gün, onun (insanın) hiçbir gücü ve yardımcısı yoktur.
[Okuyan]
[86:10] |
(9-10) Bütün sırların ortaya serileceği o gün, insanın ne bir gücü, ne de bir yardımcısı olacaktır.
[Bayraktar]
[86:10] |
Artık onun için ne bir kuvvet vardır ne de bir yardımcı.
[Nuri]
[86:10] |
|
|
وَالسَّمَاءِ ذَاتِ الرَّجْعِ
[٨٦:١١]
Waalssamai thati alrrajAAi
[Transliteration]
[86:11] |
Клянусь небом, обладателем возврата.
[Крачковский]
[86:11] |
Клянусь небом, обладателем возврата!
[Рысжанов]
[86:11] |
Клянусь возобновляющим дожди небом!
[Кулиев]
[86:11] |
Клянусь небом, совершающим свое обращение,
[Богуславский]
[86:11] |
Клянусь небом, проливающим дожди;
[Саблуков]
[86:11] |
And the sky which gives rain.
[FreeMinds]
[86:11] |
Yemin olsun: Dönüş sahibi olan göğe,
[Okuyan]
[86:11] |
(11-17) Andolsun o dönüşlü göğe, o yarılıp çatlayan yeryüzüne. Şüphesiz Kur`ân, hak ile bâtılı ayıran bir sözdür. O asla bir şaka değildir. Kafirler hep hile/tuzak kuruyorlar. Ben de hilelerine karşılık veririm. Onun için sen kâfirlere mühlet ver, onlara az bir zaman tanı!
[Bayraktar]
[86:11] |
Yemin olsun o, dönüşle/döndürümle dolu göğe,
[Nuri]
[86:11] |
|
|
وَالْأَرْضِ ذَاتِ الصَّدْعِ
[٨٦:١٢]
Waalardi thati alssadAAi
[Transliteration]
[86:12] |
И землей, обладательницей раскалывания.
[Крачковский]
[86:12] |
Клянусь землей, обладательницей разрушения!
[Рысжанов]
[86:12] |
Клянусь раскалываемой землей!
[Кулиев]
[86:12] |
клянусь землей, которая открывается (чтобы произращать),
[Богуславский]
[86:12] |
Клянусь землею, выращающею травы:
[Саблуков]
[86:12] |
And the land with cracks.
[FreeMinds]
[86:12] |
Yarılan yere ki
[Okuyan]
[86:12] |
(11-17) Andolsun o dönüşlü göğe, o yarılıp çatlayan yeryüzüne. Şüphesiz Kur`ân, hak ile bâtılı ayıran bir sözdür. O asla bir şaka değildir. Kafirler hep hile/tuzak kuruyorlar. Ben de hilelerine karşılık veririm. Onun için sen kâfirlere mühlet ver, onlara az bir zaman tanı!
[Bayraktar]
[86:12] |
Çatlayışlarla/yarılışlarla dolu yere de yemin olsun,
[Nuri]
[86:12] |
|
|
إِنَّهُ لَقَوْلٌ فَصْلٌ
[٨٦:١٣]
Innahu laqawlun faslun
[Transliteration]
[86:13] |
Это, поистине, слово решающее,
[Крачковский]
[86:13] |
Поистине, это ведь решающее слово!
[Рысжанов]
[86:13] |
Это - Слово различающее,
[Кулиев]
[86:13] |
что Коран есть слово разрешающее,
[Богуславский]
[86:13] |
Действительно, он есть слово самое правдивое,
[Саблуков]
[86:13] |
This is the word that separates matters.
[FreeMinds]
[86:13] |
Şüphesiz ki o (Kur'an, doğru ile yanlışı) ayırt eden bir sözdür.
[Okuyan]
[86:13] |
(11-17) Andolsun o dönüşlü göğe, o yarılıp çatlayan yeryüzüne. Şüphesiz Kur`ân, hak ile bâtılı ayıran bir sözdür. O asla bir şaka değildir. Kafirler hep hile/tuzak kuruyorlar. Ben de hilelerine karşılık veririm. Onun için sen kâfirlere mühlet ver, onlara az bir zaman tanı!
[Bayraktar]
[86:13] |
Ki o, tam bir biçimde ayırt eden bir sözdür;
[Nuri]
[86:13] |
|
|
وَمَا هُوَ بِالْهَزْلِ
[٨٦:١٤]
Wama huwa bialhazli
[Transliteration]
[86:14] |
и это – не шутка!
[Крачковский]
[86:14] |
Это не шутка!
[Рысжанов]
[86:14] |
а не шутка.
[Кулиев]
[86:14] |
а не пустая речь.
[Богуславский]
[86:14] |
А не есть он что - то шутливое.
[Саблуков]
[86:14] |
And it is not a thing for amusement.
[FreeMinds]
[86:14] |
O asla bir şaka değildir.
[Okuyan]
[86:14] |
(11-17) Andolsun o dönüşlü göğe, o yarılıp çatlayan yeryüzüne. Şüphesiz Kur`ân, hak ile bâtılı ayıran bir sözdür. O asla bir şaka değildir. Kafirler hep hile/tuzak kuruyorlar. Ben de hilelerine karşılık veririm. Onun için sen kâfirlere mühlet ver, onlara az bir zaman tanı!
[Bayraktar]
[86:14] |
Şaka değildir o.
[Nuri]
[86:14] |
|
|
إِنَّهُمْ يَكِيدُونَ كَيْدًا
[٨٦:١٥]
Innahum yakeedoona kaydan
[Transliteration]
[86:15] |
Они ведь замышляют хитрость.
[Крачковский]
[86:15] |
Поистине, они ухищряются хитростью!
[Рысжанов]
[86:15] |
Они замышляют козни,
[Кулиев]
[86:15] |
Они подготовляют козни,
[Богуславский]
[86:15] |
Они умышляют умысел,
[Саблуков]
[86:15] |
They are planning a plan.
[FreeMinds]
[86:15] |
Şüphesiz ki onlar bir tuzak kuruyor.
[Okuyan]
[86:15] |
(11-17) Andolsun o dönüşlü göğe, o yarılıp çatlayan yeryüzüne. Şüphesiz Kur`ân, hak ile bâtılı ayıran bir sözdür. O asla bir şaka değildir. Kafirler hep hile/tuzak kuruyorlar. Ben de hilelerine karşılık veririm. Onun için sen kâfirlere mühlet ver, onlara az bir zaman tanı!
[Bayraktar]
[86:15] |
Onlar ha bire tuzak kuruyorlar/oyun çeviriyorlar.
[Nuri]
[86:15] |
|
|
وَأَكِيدُ كَيْدًا
[٨٦:١٦]
Waakeedu kaydan
[Transliteration]
[86:16] |
И Я замышляю хитрость.
[Крачковский]
[86:16] |
И Я ухищряюсь хитростью!
[Рысжанов]
[86:16] |
и Я замышляю козни.
[Кулиев]
[86:16] |
и Я подготовляю тоже Мои.
[Богуславский]
[86:16] |
И Я умышляю умысел.
[Саблуков]
[86:16] |
And I am planning a plan.
[FreeMinds]
[86:16] |
Ben de bir tuzak kuruyorum.
[Okuyan]
[86:16] |
(11-17) Andolsun o dönüşlü göğe, o yarılıp çatlayan yeryüzüne. Şüphesiz Kur`ân, hak ile bâtılı ayıran bir sözdür. O asla bir şaka değildir. Kafirler hep hile/tuzak kuruyorlar. Ben de hilelerine karşılık veririm. Onun için sen kâfirlere mühlet ver, onlara az bir zaman tanı!
[Bayraktar]
[86:16] |
Ben de tuzak kuruyorum.
[Nuri]
[86:16] |
|
|
فَمَهِّلِ الْكَافِرِينَ أَمْهِلْهُمْ رُوَيْدًا
[٨٦:١٧]
Famahhili alkafireena amhilhum ruwaydan
[Transliteration]
[86:17] |
Дай же отсрочку неверным, отсрочь им немного!
[Крачковский]
[86:17] |
Так дай время закрывшимся! Отсрочь им немного!
[Рысжанов]
[86:17] |
Предоставь же неверующим отсрочку, помедли с ними недолго!
[Кулиев]
[86:17] |
Дай отсрочку неверным; оставь их в покое на несколько времени.
[Богуславский]
[86:17] |
Потому, дай неверным отсрочку, дай им отсрочку на некоторое время.
[Саблуков]
[86:17] |
So respite the rejecters, respite them for a while.
[FreeMinds]
[86:17] |
Kâfirlere mühlet ver, onlara biraz zaman tanı.
[Okuyan]
[86:17] |
(11-17) Andolsun o dönüşlü göğe, o yarılıp çatlayan yeryüzüne. Şüphesiz Kur`ân, hak ile bâtılı ayıran bir sözdür. O asla bir şaka değildir. Kafirler hep hile/tuzak kuruyorlar. Ben de hilelerine karşılık veririm. Onun için sen kâfirlere mühlet ver, onlara az bir zaman tanı!
[Bayraktar]
[86:17] |
O halde, o küfre batmışlara mühlet ver, süre tanı onlara birazcık...
[Nuri]
[86:17] |
|
|