Сура:
Ан-Наджм
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ
وَالنَّجْمِ إِذَا هَوَىٰ
[٥٣:١]
Waalnnajmi itha hawa
[Transliteration]
[53:1] |
Клянусь звездой, когда она закатывается!
[Крачковский]
[53:1] |
Клянусь звездой, когда она падает,
[Рысжанов]
[53:1] |
Клянусь звездой, когда она падает!
[Кулиев]
[53:1] |
Клянусь нисходящей звездой,
[Богуславский]
[53:1] |
Клянусь звездою, когда она закатывается:
[Саблуков]
[53:1] |
As the star descended.
[FreeMinds]
[53:1] |
(Parça parça) indiğinde necm'e (Kur'an'a) yemin olsun.
[Okuyan]
[53:1] |
(1-4) Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız Muhammed sapmadı, azmadı. O, arzusuna göre de konuşmuyor. Bildirdikleri, kendisine vahyolunan bir vahiyden ibarettir.
[Bayraktar]
[53:1] |
Yemin olsun inip çıktığı zaman yıldıza/fışkırıp çıktığı zaman çimene/süzülüp aktığı zaman Ülker Yıldızı’na/aşağı indiği zaman o parçalar halinde ağır ağır gelene,
[Nuri]
[53:1] |
|
|
مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَىٰ
[٥٣:٢]
Ma dalla sahibukum wama ghawa
[Transliteration]
[53:2] |
Не сбился с пути ваш товарищ и не заблудился.
[Крачковский]
[53:2] |
не сбился ваш товарищ и не заблудился.
[Рысжанов]
[53:2] |
Не заблудился ваш товарищ и не сошел с пути.
[Кулиев]
[53:2] |
что ваш соотечественник— не в заблуждении и не в искушении.
[Богуславский]
[53:2] |
Соотечественник ваш не заблудился и с пути не сбился.
[Саблуков]
[53:2] |
Your friend was not astray, nor was he deceived.
[FreeMinds]
[53:2] |
Arkadaşınız (Muhammed), sapmamış ve azgınlaşmamıştır.
[Okuyan]
[53:2] |
(1-4) Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız Muhammed sapmadı, azmadı. O, arzusuna göre de konuşmuyor. Bildirdikleri, kendisine vahyolunan bir vahiyden ibarettir.
[Bayraktar]
[53:2] |
Ki arkadaşınız ne saptı ne de azdı.
[Nuri]
[53:2] |
|
|
وَمَا يَنطِقُ عَنِ الْهَوَىٰ
[٥٣:٣]
Wama yantiqu AAani alhawa
[Transliteration]
[53:3] |
И говорит он не по пристрастию.
[Крачковский]
[53:3] |
Не излагает он по страсти.
[Рысжанов]
[53:3] |
Он не говорит по прихоти.
[Кулиев]
[53:3] |
Он не говорит по внушению собственной страсти.
[Богуславский]
[53:3] |
Он говорит не от своего произвола.
[Саблуков]
[53:3] |
Nor does he speak from personal desire.
[FreeMinds]
[53:3] |
Arzusundan konuşmuyor.
[Okuyan]
[53:3] |
(1-4) Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız Muhammed sapmadı, azmadı. O, arzusuna göre de konuşmuyor. Bildirdikleri, kendisine vahyolunan bir vahiyden ibarettir.
[Bayraktar]
[53:3] |
O; kuruntudan, keyfinden konuşmuyor.
[Nuri]
[53:3] |
|
|
إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْيٌ يُوحَىٰ
[٥٣:٤]
In huwa illa wahyun yooha
[Transliteration]
[53:4] |
Это – только откровение, которое ниспосылается.
[Крачковский]
[53:4] |
Поистине, это исключительно внушенное откровение!
[Рысжанов]
[53:4] |
Это - всего лишь откровение, которое внушается.
[Кулиев]
[53:4] |
Он говорит только вследствие полученного откровения.
[Богуславский]
[53:4] |
Он - откровение, ему открываемое.
[Саблуков]
[53:4] |
It is a divine inspiration.
[FreeMinds]
[53:4] |
O (Kur'an) kendisine vahyedilmekte olan vahiyden başka bir şey değildir.
[Okuyan]
[53:4] |
(1-4) Battığı zaman yıldıza andolsun ki, arkadaşınız Muhammed sapmadı, azmadı. O, arzusuna göre de konuşmuyor. Bildirdikleri, kendisine vahyolunan bir vahiyden ibarettir.
[Bayraktar]
[53:4] |
İndirilmiş bir vahiyden başkası değildir o.
[Nuri]
[53:4] |
|
|
عَلَّمَهُ شَدِيدُ الْقُوَىٰ
[٥٣:٥]
AAallamahu shadeedu alquwa
[Transliteration]
[53:5] |
Научил его сильный мощью,
[Крачковский]
[53:5] |
Научил его крепкой мощью,
[Рысжанов]
[53:5] |
Научил его обладающий могучей силой
[Кулиев]
[53:5] |
Его научил страшный силою.
[Богуславский]
[53:5] |
Его научил крепкий силою,
[Саблуков]
[53:5] |
He has been taught by the One mighty in power.
[FreeMinds]
[53:5] |
(5, 6, 7) Çünkü o (Kur'an'ı) müthiş kuvvetleri olan, donanımlı (Cebrail) öğretmiştir. (Cebrail) en yüksek ufuktayken belirmişti.
[Okuyan]
[53:5] |
(5-10) Ona, bunu çok güçlü akıl sahibi olan Cebrail öğretmiştir. Doğrulup dikildi. O, en yüksek ufuktaydı. Sonra iyice yaklaştı ve sarktı. İki yayın arası kadar, hatta daha da yakın. Böylece kuluna vahyedeceğini vahyetti.
[Bayraktar]
[53:5] |
Kuvvetleri çok müthiş olan belletip öğretti onu ona.
[Nuri]
[53:5] |
|
|
ذُو مِرَّةٍ فَاسْتَوَىٰ
[٥٣:٦]
Thoo mirratin faistawa
[Transliteration]
[53:6] |
обладатель могущества, вот Он стал прямо
[Крачковский]
[53:6] |
обладающий силой. Сравнялся он
[Рысжанов]
[53:6] |
и прекрасным сложением (или благоразумием). Он вознесся (или выпрямился)
[Кулиев]
[53:6] |
Полный мощи (научивши его), успокоился,
[Богуславский]
[53:6] |
Обладатель разумения. Он явился ему,
[Саблуков]
[53:6] |
Free from any defect, he became stable.
[FreeMinds]
[53:6] |
(5, 6, 7) Çünkü o (Kur'an'ı) müthiş kuvvetleri olan, donanımlı (Cebrail) öğretmiştir. (Cebrail) en yüksek ufuktayken belirmişti.
[Okuyan]
[53:6] |
(5-10) Ona, bunu çok güçlü akıl sahibi olan Cebrail öğretmiştir. Doğrulup dikildi. O, en yüksek ufuktaydı. Sonra iyice yaklaştı ve sarktı. İki yayın arası kadar, hatta daha da yakın. Böylece kuluna vahyedeceğini vahyetti.
[Bayraktar]
[53:6] |
Akıl, güzellik ve güç sahibidir. Doğrulup dikildi.
[Nuri]
[53:6] |
|
|
وَهُوَ بِالْأُفُقِ الْأَعْلَىٰ
[٥٣:٧]
Wahuwa bialofuqi alaAAla
[Transliteration]
[53:7] |
на высшем горизонте,
[Крачковский]
[53:7] |
с наивысшим горизонтом,
[Рысжанов]
[53:7] |
на наивысшем горизонте.
[Кулиев]
[53:7] |
поднявшись на высшую точку горизонта.
[Богуславский]
[53:7] |
Находясь на высоте небосклона;
[Саблуков]
[53:7] |
While he was at the highest horizon.
[FreeMinds]
[53:7] |
(5, 6, 7) Çünkü o (Kur'an'ı) müthiş kuvvetleri olan, donanımlı (Cebrail) öğretmiştir. (Cebrail) en yüksek ufuktayken belirmişti.
[Okuyan]
[53:7] |
(5-10) Ona, bunu çok güçlü akıl sahibi olan Cebrail öğretmiştir. Doğrulup dikildi. O, en yüksek ufuktaydı. Sonra iyice yaklaştı ve sarktı. İki yayın arası kadar, hatta daha da yakın. Böylece kuluna vahyedeceğini vahyetti.
[Bayraktar]
[53:7] |
En yüksek ufuktadır o.
[Nuri]
[53:7] |
|
|
ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّىٰ
[٥٣:٨]
Thumma dana fatadalla
[Transliteration]
[53:8] |
потом приблизился и спустился,
[Крачковский]
[53:8] |
затем приблизился и указал.
[Рысжанов]
[53:8] |
Потом он приблизился и спустился.
[Кулиев]
[53:8] |
Потом он спустился и повис на воздухе
[Богуславский]
[53:8] |
Потом приблизился, и подошел:
[Саблуков]
[53:8] |
Then he drew nearer by moving down.
[FreeMinds]
[53:8] |
Sonra yaklaşmış, (ona doğru) sarkmıştı.
[Okuyan]
[53:8] |
(5-10) Ona, bunu çok güçlü akıl sahibi olan Cebrail öğretmiştir. Doğrulup dikildi. O, en yüksek ufuktaydı. Sonra iyice yaklaştı ve sarktı. İki yayın arası kadar, hatta daha da yakın. Böylece kuluna vahyedeceğini vahyetti.
[Bayraktar]
[53:8] |
Sonra iyice yaklaştı ve sarktı,
[Nuri]
[53:8] |
|
|
فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَىٰ
[٥٣:٩]
Fakana qaba qawsayni aw adna
[Transliteration]
[53:9] |
и был на расстоянии двух луков или ближе,
[Крачковский]
[53:9] |
Был он на двойном расстоянии полета стрелы или еще ближе.
[Рысжанов]
[53:9] |
Он находился от него (Джибриль от Мухаммада или Мухаммад от Аллаха) на расстоянии двух луков или даже ближе.
[Кулиев]
[53:9] |
на высоте двух длин лука, или ближе,
[Богуславский]
[53:9] |
Он был от него на расстоянии двух луков, или еще ближе.
[Саблуков]
[53:9] |
Until he became as near as two bow-lengths or nearer.
[FreeMinds]
[53:9] |
İki yay arası kadar, hattadaha da yakın olmuştu.
[Okuyan]
[53:9] |
öyle ki, iki yay aralığı, hatta daha az bir mesafe kaldı:
[Bayraktar]
[53:9] |
İki yayın beraberliği gibi, belki ondan da yakındı.
[Nuri]
[53:9] |
|
|
فَأَوْحَىٰ إِلَىٰ عَبْدِهِ مَا أَوْحَىٰ
[٥٣:١٠]
Faawha ila AAabdihi ma awha
[Transliteration]
[53:10] |
и открыл Своему рабу то, что открыл.
[Крачковский]
[53:10] |
Открыто было Его слуге то, что внушено.
[Рысжанов]
[53:10] |
Он внушил Его рабу откровение,
[Кулиев]
[53:10] |
и передал рабу Божию откровение, которое должен был передать.
[Богуславский]
[53:10] |
Тогда открыл он рабу Его то, что открыл.
[Саблуков]
[53:10] |
He then inspired to His servant what He inspired.
[FreeMinds]
[53:10] |
(Böylece Cebrail, Allah'ın) kendisine vahyettiğini kuluna (Peygamber'e) vahyetmişti.
[Okuyan]
[53:10] |
(5-10) Ona, bunu çok güçlü akıl sahibi olan Cebrail öğretmiştir. Doğrulup dikildi. O, en yüksek ufuktaydı. Sonra iyice yaklaştı ve sarktı. İki yayın arası kadar, hatta daha da yakın. Böylece kuluna vahyedeceğini vahyetti.
[Bayraktar]
[53:10] |
Böylece vahyetti kuluna vahyettiğini.
[Nuri]
[53:10] |
|
|
مَا كَذَبَ الْفُؤَادُ مَا رَأَىٰ
[٥٣:١١]
Ma kathaba alfuadu ma raa
[Transliteration]
[53:11] |
Сердце (ему) не солгало в том, что он видел.
[Крачковский]
[53:11] |
Не солгал ни ум, ни видение.
[Рысжанов]
[53:11] |
и сердце не солгало о том, что он увидел.
[Кулиев]
[53:11] |
Сердце (Мухаммеда) не лжет в том, что он видел.
[Богуславский]
[53:11] |
Сердце его не обманывалось тем, что он видел.
[Саблуков]
[53:11] |
The mind did not invent what it saw.
[FreeMinds]
[53:11] |
(Gözünün) gördüğünü kalbi yalanlamamıştı.
[Okuyan]
[53:11] |
(11-18) Kalp gördüğünü yalanlamadı. O`nun gördükleri hakkında onunla tartışıyor musunuz? Andolsun ki Cebrail`i bir başka inişte de görmüştü. Son sınır ağacı, sidretü`l-müntehâ yanında. O ağacın yanında Me`vâ cenneti vardır. Sidre`yi neler kaplamıştı neler! Ne gözü kaydı ne de belirlenen sınırı aştı. Andolsun ki Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.
[Bayraktar]
[53:11] |
Kalp yalanlamadı gördüğünü.
[Nuri]
[53:11] |
|
|
أَفَتُمَارُونَهُ عَلَىٰ مَا يَرَىٰ
[٥٣:١٢]
Afatumaroonahu AAala ma yara
[Transliteration]
[53:12] |
Разве вы станете спорить с ним о том, что он видит?
[Крачковский]
[53:12] |
Неужели вы сомневаетесь в том, что он видел?
[Рысжанов]
[53:12] |
Неужели вы будете спорить с ним о том, что он увидел?
[Кулиев]
[53:12] |
Будете ли вы сомневаться в том, что он видел?
[Богуславский]
[53:12] |
Так, уже ли будете оспаривать истину того, что он видел?
[Саблуков]
[53:12] |
Do you doubt him in what he saw?
[FreeMinds]
[53:12] |
Gördüğü (melek) konusunda şimdi kendisi ile tartışıyor musunuz?
[Okuyan]
[53:12] |
(11-18) Kalp gördüğünü yalanlamadı. O`nun gördükleri hakkında onunla tartışıyor musunuz? Andolsun ki Cebrail`i bir başka inişte de görmüştü. Son sınır ağacı, sidretü`l-müntehâ yanında. O ağacın yanında Me`vâ cenneti vardır. Sidre`yi neler kaplamıştı neler! Ne gözü kaydı ne de belirlenen sınırı aştı. Andolsun ki Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.
[Bayraktar]
[53:12] |
Onun gördüğü şey hakkında kuşkuya düşüp onunla çekişiyor musunuz?
[Nuri]
[53:12] |
|
|
وَلَقَدْ رَآهُ نَزْلَةً أُخْرَىٰ
[٥٣:١٣]
Walaqad raahu nazlatan okhra
[Transliteration]
[53:13] |
И видел он Его при другом нисхождении
[Крачковский]
[53:13] |
Ведь он видел его в другом ниспослании,
[Рысжанов]
[53:13] |
Он уже видел его другое нисхождение
[Кулиев]
[53:13] |
Он его уже видел во время другого нисшествия.
[Богуславский]
[53:13] |
Он некогда видел его в другой раз,
[Саблуков]
[53:13] |
And indeed, he saw him in another descent.
[FreeMinds]
[53:13] |
(13, 14, 15) Yemin olsun ki bir başka inişinde onu, cennetü'l-me'vâ (durmaya değer bahçe)nin yanındaki sidretü'l-müntehâ (uzaktaki sedir ağacı)'nın yanında bir kez daha görmüştü.
[Okuyan]
[53:13] |
(11-18) Kalp gördüğünü yalanlamadı. O`nun gördükleri hakkında onunla tartışıyor musunuz? Andolsun ki Cebrail`i bir başka inişte de görmüştü. Son sınır ağacı, sidretü`l-müntehâ yanında. O ağacın yanında Me`vâ cenneti vardır. Sidre`yi neler kaplamıştı neler! Ne gözü kaydı ne de belirlenen sınırı aştı. Andolsun ki Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.
[Bayraktar]
[53:13] |
Yemin olsun ki onu bir başka inişte de görmüştü.
[Nuri]
[53:13] |
|
|
عِندَ سِدْرَةِ الْمُنتَهَىٰ
[٥٣:١٤]
AAinda sidrati almuntaha
[Transliteration]
[53:14] |
у лотоса крайнего предела
[Крачковский]
[53:14] |
у лотоса, на окраине
[Рысжанов]
[53:14] |
у Лотоса крайнего предела,
[Кулиев]
[53:14] |
у пограничного лотуса,
[Богуславский]
[53:14] |
У крайнего лотоса,
[Саблуков]
[53:14] |
At the ultimate point.
[FreeMinds]
[53:14] |
(13, 14, 15) Yemin olsun ki bir başka inişinde onu, cennetü'l-me'vâ (durmaya değer bahçe)nin yanındaki sidretü'l-müntehâ (uzaktaki sedir ağacı)'nın yanında bir kez daha görmüştü.
[Okuyan]
[53:14] |
(11-18) Kalp gördüğünü yalanlamadı. O`nun gördükleri hakkında onunla tartışıyor musunuz? Andolsun ki Cebrail`i bir başka inişte de görmüştü. Son sınır ağacı, sidretü`l-müntehâ yanında. O ağacın yanında Me`vâ cenneti vardır. Sidre`yi neler kaplamıştı neler! Ne gözü kaydı ne de belirlenen sınırı aştı. Andolsun ki Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.
[Bayraktar]
[53:14] |
Son sınır ağacı, Sidretül Münteha yanında.
[Nuri]
[53:14] |
|
|
عِندَهَا جَنَّةُ الْمَأْوَىٰ
[٥٣:١٥]
AAindaha jannatu almawa
[Transliteration]
[53:15] |
У Него – сад прибежища.
[Крачковский]
[53:15] |
убежища сада,
[Рысжанов]
[53:15] |
возле которого находится Сад пристанища.
[Кулиев]
[53:15] |
там, где райское жилище.
[Богуславский]
[53:15] |
Там, где райская обитель,
[Саблуков]
[53:15] |
Near it is the eternal Paradise.
[FreeMinds]
[53:15] |
(13, 14, 15) Yemin olsun ki bir başka inişinde onu, cennetü'l-me'vâ (durmaya değer bahçe)nin yanındaki sidretü'l-müntehâ (uzaktaki sedir ağacı)'nın yanında bir kez daha görmüştü.
[Okuyan]
[53:15] |
(11-18) Kalp gördüğünü yalanlamadı. O`nun gördükleri hakkında onunla tartışıyor musunuz? Andolsun ki Cebrail`i bir başka inişte de görmüştü. Son sınır ağacı, sidretü`l-müntehâ yanında. O ağacın yanında Me`vâ cenneti vardır. Sidre`yi neler kaplamıştı neler! Ne gözü kaydı ne de belirlenen sınırı aştı. Andolsun ki Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.
[Bayraktar]
[53:15] |
O ağacın yanındadır sığınılacak bahçe.
[Nuri]
[53:15] |
|
|
إِذْ يَغْشَى السِّدْرَةَ مَا يَغْشَىٰ
[٥٣:١٦]
Ith yaghsha alssidrata ma yaghsha
[Transliteration]
[53:16] |
Когда покрывало лотос то, что покрывало
[Крачковский]
[53:16] |
когда покрыло лотос то, что покрыло.
[Рысжанов]
[53:16] |
Лотос покрыло то, что его покрыло (золотая саранча, или группы ангелов, или повеление Аллаха).
[Кулиев]
[53:16] |
Лотус был закрыт.
[Богуславский]
[53:16] |
Когда лотос покрывало то, что покрывало.
[Саблуков]
[53:16] |
The whole place was overwhelmed.
[FreeMinds]
[53:16] |
Hani o sidre'yi (sedir ağacını) neler kaplıyordu neler!
[Okuyan]
[53:16] |
(11-18) Kalp gördüğünü yalanlamadı. O`nun gördükleri hakkında onunla tartışıyor musunuz? Andolsun ki Cebrail`i bir başka inişte de görmüştü. Son sınır ağacı, sidretü`l-müntehâ yanında. O ağacın yanında Me`vâ cenneti vardır. Sidre`yi neler kaplamıştı neler! Ne gözü kaydı ne de belirlenen sınırı aştı. Andolsun ki Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.
[Bayraktar]
[53:16] |
O vakit kuşatıp sarıyordu Sidre’yi kuşatıp saran,
[Nuri]
[53:16] |
|
|
مَا زَاغَ الْبَصَرُ وَمَا طَغَىٰ
[٥٣:١٧]
Ma zagha albasaru wama tagha
[Transliteration]
[53:17] |
Не уклонилось его зрение и не зашло далеко:
[Крачковский]
[53:17] |
Не уклонился взор и не вышел за предел,
[Рысжанов]
[53:17] |
Его взор не уклонился в сторону и не излишествовал.
[Кулиев]
[53:17] |
Взор (Мухаммеда) не отвратился и не рассеялся ни на минуту.
[Богуславский]
[53:17] |
Взор его не обманывался и не блуждал.
[Саблуков]
[53:17] |
The eyes did not waver, nor go blind.
[FreeMinds]
[53:17] |
(Peygamber'in) gözü ne (sağa sola) kaymış ne de sınırı aşmıştı.
[Okuyan]
[53:17] |
(11-18) Kalp gördüğünü yalanlamadı. O`nun gördükleri hakkında onunla tartışıyor musunuz? Andolsun ki Cebrail`i bir başka inişte de görmüştü. Son sınır ağacı, sidretü`l-müntehâ yanında. O ağacın yanında Me`vâ cenneti vardır. Sidre`yi neler kaplamıştı neler! Ne gözü kaydı ne de belirlenen sınırı aştı. Andolsun ki Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.
[Bayraktar]
[53:17] |
Göz ne kayıp şaştı ne azıp haddi aştı.
[Nuri]
[53:17] |
|
|
لَقَدْ رَأَىٰ مِنْ آيَاتِ رَبِّهِ الْكُبْرَىٰ
[٥٣:١٨]
Laqad raa min ayati rabbihi alkubra
[Transliteration]
[53:18] |
он действительно видел из знамений своего Господа величайшее.
[Крачковский]
[53:18] |
ведь он увидел знамение Господа своего великое.
[Рысжанов]
[53:18] |
Он увидел величайшие из знамений своего Господа.
[Кулиев]
[53:18] |
Он видел самое величайшее из чудес Господних.
[Богуславский]
[53:18] |
Действительно, он тогда видел величайшие из знамений Господа своего.
[Саблуков]
[53:18] |
He has seen from the great signs of his Lord.
[FreeMinds]
[53:18] |
Şüphesiz ki (orada) Rabbinin en büyük delillerinden (birini, Cebrail'i) görmüştü.
[Okuyan]
[53:18] |
(11-18) Kalp gördüğünü yalanlamadı. O`nun gördükleri hakkında onunla tartışıyor musunuz? Andolsun ki Cebrail`i bir başka inişte de görmüştü. Son sınır ağacı, sidretü`l-müntehâ yanında. O ağacın yanında Me`vâ cenneti vardır. Sidre`yi neler kaplamıştı neler! Ne gözü kaydı ne de belirlenen sınırı aştı. Andolsun ki Rabbinin en büyük âyetlerinden bir kısmını gördü.
[Bayraktar]
[53:18] |
Yemin olsun ki Rabbinin en büyük ayetlerinden bir kısmını gördü.
[Nuri]
[53:18] |
|
|
أَفَرَأَيْتُمُ اللَّاتَ وَالْعُزَّىٰ
[٥٣:١٩]
Afaraaytumu allata waalAAuzza
[Transliteration]
[53:19] |
Видели ли вы ал-Лат, и ал-Уззу,
[Крачковский]
[53:19] |
Неужели вы думали о «Аллат», «Альуззу»
[Рысжанов]
[53:19] |
Не видели ли вы аль-Лат и аль-Уззу,
[Кулиев]
[53:19] |
Что вы думаете об эль-Лат и эль-’Оззе?
[Богуславский]
[53:19] |
Размышляли ли вы об Ал-лате, Аль-Уззе,
[Саблуков]
[53:19] |
Have you considered Allaat and Al-`Uzzah?
[FreeMinds]
[53:19] |
(19, 20) Lât'a, Uzzâ'ya ve diğer üçüncüsü olan Menât'a (neden taptığınızı) hiç düşündünüz mü?
[Okuyan]
[53:19] |
Gördünüz mü o Lât ve ‘Uzzâ`yı?
[Bayraktar]
[53:19] |
Gördünüz mü Uzza’yı, Lât’ı.
[Nuri]
[53:19] |
|
|
وَمَنَاةَ الثَّالِثَةَ الْأُخْرَىٰ
[٥٣:٢٠]
Wamanata alththalithata alokhra
[Transliteration]
[53:20] |
и Манат – третью, иную?
[Крачковский]
[53:20] |
и «Манат», третьей, другой?
[Рысжанов]
[53:20] |
и еще третью - Манат?
[Кулиев]
[53:20] |
И об Мена, третьем божестве?
[Богуславский]
[53:20] |
И о Манате, третьей, особой?
[Саблуков]
[53:20] |
And Manaat, the third one?
[FreeMinds]
[53:20] |
(19, 20) Lât'a, Uzzâ'ya ve diğer üçüncüsü olan Menât'a (neden taptığınızı) hiç düşündünüz mü?
[Okuyan]
[53:20] |
Üçüncüleri olan ötekini, Menât`ı.
[Bayraktar]
[53:20] |
Ve ötekini, üçüncüsü olan Menât’ı.
[Nuri]
[53:20] |
|
|
أَلَكُمُ الذَّكَرُ وَلَهُ الْأُنثَىٰ
[٥٣:٢١]
Alakumu alththakaru walahu alontha
[Transliteration]
[53:21] |
Неужели у вас – мужчины, а у Него – женщины?
[Крачковский]
[53:21] |
Неужели у вас мужской пол, а у Него женский?
[Рысжанов]
[53:21] |
Неужели у вас - потомки мужского пола, а у Него - потомки женского пола?
[Кулиев]
[53:21] |
Будут ли у вас сыновья, а у Бога— дочери?
[Богуславский]
[53:21] |
Уже ли у вас дети мужского пола, а у Него дети женского пола?
[Саблуков]
[53:21] |
Do you have the males, while He has the females?
[FreeMinds]
[53:21] |
Erkek(ler) sizin de dişi(ler) mi O'nun?
[Okuyan]
[53:21] |
(21-22) Demek ki erkek size, dişi Allah`a, öyle mi? O zaman bu, insafsızca bir taksim!
[Bayraktar]
[53:21] |
Erkek size, dişi Allah’a mı?
[Nuri]
[53:21] |
|
|
تِلْكَ إِذًا قِسْمَةٌ ضِيزَىٰ
[٥٣:٢٢]
Tilka ithan qismatun deeza
[Transliteration]
[53:22] |
Это тогда – разделение обидное!
[Крачковский]
[53:22] |
Это тогда несправедливый дележ!
[Рысжанов]
[53:22] |
Это было бы несправедливым распределением.
[Кулиев]
[53:22] |
Такое разделение несправедливо.
[Богуславский]
[53:22] |
Это, право, неверный раздел!
[Саблуков]
[53:22] |
What a strange distribution!
[FreeMinds]
[53:22] |
O zaman şu (yaptığınız) haksız bir paylaşımdır!
[Okuyan]
[53:22] |
(21-22) Demek ki erkek size, dişi Allah`a, öyle mi? O zaman bu, insafsızca bir taksim!
[Bayraktar]
[53:22] |
İşte bu, insafsız bir bölüştürme.
[Nuri]
[53:22] |
|
|
إِنْ هِيَ إِلَّا أَسْمَاءٌ سَمَّيْتُمُوهَا أَنتُمْ وَآبَاؤُكُم مَّا أَنزَلَ اللَّهُ بِهَا مِن سُلْطَانٍ ۚ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ وَمَا تَهْوَى الْأَنفُسُ ۖ وَلَقَدْ جَاءَهُم مِّن رَّبِّهِمُ الْهُدَىٰ
[٥٣:٢٣]
In hiya illa asmaon sammaytumooha antum waabaokum ma anzala Allahu biha min sultanin in yattabiAAoona illa alththanna wama tahwa alanfusu walaqad jaahum min rabbihimu alhuda
[Transliteration]
[53:23] |
Они – только имена, которыми вы сами назвали, – вы и родители ваши. Аллах не посылал с ними никакого знамения. Они следуют только предположениям и тому, к чему склонны души, а к ним уже пришло от Господа их руководство.
[Крачковский]
[53:23] |
Поистине, это исключительно имена, которыми назвали вы и ваши отцы. Не ниспосылал Бог по этому поводу распоряжения. Поистине, вы следуете исключительно за предположением и тем, что привлекает личность. Явилось ведь им от Господа их Наставление!
[Рысжанов]
[53:23] |
Они - всего лишь имена, которыми нарекли их вы и ваши отцы, относительно которых Аллах не ниспослал никакого доказательства. Они следуют только предположениям и тому, чего желают души, хотя верное руководство от их Господа уже явилось к ним.
[Кулиев]
[53:23] |
Это— ничего более, как только имена; так их назвали вы и отцы ваши. Бог на это не дал никому власти; они только следуют своим предположениям и тому, что желают души их, тогда как им дано истинное направление от Господа.
[Богуславский]
[53:23] |
Они только одни имена, какими наименовали их вы и отцы ваши. Бог не посылал никакого подтверждения на это: они следуют только мнению и тому, к чему влекут страсти, и даже тогда, когда от Господа их пришло уже к ним указание правды.
[Саблуков]
[53:23] |
These are but names that you made up, you and your forefathers. God never authorized such. They only follow conjecture, and personal desire, while the guidance has come to them from their Lord.
[FreeMinds]
[53:23] |
Bu (putlar), haklarında Allah'ın hiçbir delil indirmediği, sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka bir şey değildir. (Müşrikler) zanna ve nefislerinin arzuladığından başka hiçbir şeye uymuyorlar. Yemin olsun ki onlara Rablerinden bir rehber gelmiştir.
[Okuyan]
[53:23] |
(23-24) Bunlar sizin babalarınızın verdiği isimlerden başka bir şey değildir. Allah bu konuda bir delil indirmemiştir. Onlar sadece zanna ve nefislerinin arzularına uymaktadırlar. Halbuki, onlara Rablerinden doğru yolu gösteren bir rehber gelmiştir. Yoksa insan, her aklına eseni yapamaz.
[Bayraktar]
[53:23] |
Bunlar, sizin ve atalarınızın taktığı isimlerden başka şeyler değildir. Onlar hakkında Allah bir kanıt indirmemiştir. Onlar, sadece sanıya, bir de nefislerin hoşlandığı şeylere uyuyorlar. Yemin olsun, onlara hidayet Rablerinden gelmiştir.
[Nuri]
[53:23] |
|
|
أَمْ لِلْإِنسَانِ مَا تَمَنَّىٰ
[٥٣:٢٤]
Am lilinsani ma tamanna
[Transliteration]
[53:24] |
Или ж человеку принадлежит то, что он пожелает?
[Крачковский]
[53:24] |
Или забывчивому человеку принадлежит то, чем одарен?
[Рысжанов]
[53:24] |
Или же для человека уготовано то, чего он желает?
[Кулиев]
[53:24] |
Будет ли человек иметь то, чего желает?
[Богуславский]
[53:24] |
Во власти ли человека то, чего желает он?
[Саблуков]
[53:24] |
Or shall the human being have what he wishes?
[FreeMinds]
[53:24] |
Yoksa insan, her arzu ettiğine sahip olduğunu (mu sanıyor)!
[Okuyan]
[53:24] |
(23-24) Bunlar sizin babalarınızın verdiği isimlerden başka bir şey değildir. Allah bu konuda bir delil indirmemiştir. Onlar sadece zanna ve nefislerinin arzularına uymaktadırlar. Halbuki, onlara Rablerinden doğru yolu gösteren bir rehber gelmiştir. Yoksa insan, her aklına eseni yapamaz.
[Bayraktar]
[53:24] |
İnsan için, her özleyip hayal ettiği var mı acaba?
[Nuri]
[53:24] |
|
|
فَلِلَّهِ الْآخِرَةُ وَالْأُولَىٰ
[٥٣:٢٥]
Falillahi alakhiratu waaloola
[Transliteration]
[53:25] |
А ведь Аллаху принадлежит и последняя жизнь и первая.
[Крачковский]
[53:25] |
Так Богу принадлежит последнее и первое!
[Рысжанов]
[53:25] |
Аллаху принадлежит Последняя жизнь и жизнь первая.
[Кулиев]
[53:25] |
Богу принадлежит и будущая жизнь и настоящая.
[Богуславский]
[53:25] |
Во власти Бога и будущее и настоящее.
[Саблуков]
[53:25] |
To God belongs the end, and the beginning.
[FreeMinds]
[53:25] |
Oysa ahiret de ilki (dünya) da yalnızca Allah'a aittir.
[Okuyan]
[53:25] |
Ahiret de, bu dünya da yalnız Allah`ındır.
[Bayraktar]
[53:25] |
Sonrası da öncesi de/âhiret de dünya da Allah’ındır.
[Nuri]
[53:25] |
|
|
Wakam min malakin fee alssamawati la tughnee shafaAAatuhum shayan illa min baAAdi an yathana Allahu liman yashao wayarda
[Transliteration]
[53:26] |
Сколько ангелов в небесах, заступничество которых ни от чего не избавит, если только не после того, как дозволит Аллах тем, кому Он пожелает и соблаговолит!
[Крачковский]
[53:26] |
Сколько управленцев (Бога) на небесах, какое-либо заступничество которых происходит исключительно после соизволения Бога, кому Он пожелает и кем Он доволен!
[Рысжанов]
[53:26] |
Сколько же на небесах ангелов, заступничество которых не принесет никакой пользы, пока Аллах не позволит заступиться за тех, за кого Он пожелает и кем Он доволен!
[Кулиев]
[53:26] |
Сколько ни есть ангелов на небесах, их заступничество ни к чему не послужит. Кроме только того, кому Бог дозволит и кому Ему будет угодно.
[Богуславский]
[53:26] |
Сколько ангелов на небесах! Но ходатайство их будет сколько нибудь успешно тогда только, когда Бог позволит тому, кому хочет и к кому благоволит.
[Саблуков]
[53:26] |
And there are many an angel in the heavens, whose intercession does not benefit in the least, unless God gives permission for whom He wishes and is pleased with him.
[FreeMinds]
[53:26] |
Göklerde nice melekler vardır ki onların şefaatleri hiçbir işe yaramaz. Ancak Allah'ın dilediği ve razı olduğuna izin vermesinden sonraki durum hariç.
[Okuyan]
[53:26] |
Göklerde nice melek var ki, Allah, kendilerine izin vermedikçe Allah`ın isteği ve rızası dışında kimseye şefaat edemezler.
[Bayraktar]
[53:26] |
Göklerde nice melekler var ki, şefaatler hiçbir işe yaramaz. Allah’ın, dilediği ve hoşnut olduğu kimseler için izin vermesinden sonraki durum müstesna.
[Nuri]
[53:26] |
|
|
إِنَّ الَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْآخِرَةِ لَيُسَمُّونَ الْمَلَائِكَةَ تَسْمِيَةَ الْأُنثَىٰ
[٥٣:٢٧]
Inna allatheena la yuminoona bialakhirati layusammoona almalaikata tasmiyata alontha
[Transliteration]
[53:27] |
Поистине, те, которые не веруют в последнюю жизнь, называют ангелов именами женщин.
[Крачковский]
[53:27] |
Поистине, те, которые не верят называют управленцев (Бога) женскими именами.
[Рысжанов]
[53:27] |
Воистину, те, которые не веруют в Последнюю жизнь, называют ангелов женщинами.
[Кулиев]
[53:27] |
Не верующие в будущую жизнь называют ангелов женщинами.
[Богуславский]
[53:27] |
Неверующие в будущую жизнь именуют ангелов женскими именами:
[Саблуков]
[53:27] |
Those who disbelieve in the Hereafter name the angels with feminine names.
[FreeMinds]
[53:27] |
Şüphesiz ki ahirete inanmayanlar, meleklere dişi isimleri takıyorlar.
[Okuyan]
[53:27] |
Ahiret hayatına inanmayanlar, meleklere kız adı veriyorlar.
[Bayraktar]
[53:27] |
O âhirete inanmayanlar, meleklere mutlaka dişilerin adlarını takarlar.
[Nuri]
[53:27] |
|
|
وَمَا لَهُم بِهِ مِنْ عِلْمٍ ۖ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا الظَّنَّ ۖ وَإِنَّ الظَّنَّ لَا يُغْنِي مِنَ الْحَقِّ شَيْئًا
[٥٣:٢٨]
Wama lahum bihi min AAilmin in yattabiAAoona illa alththanna wainna alththanna la yughnee mina alhaqqi shayan
[Transliteration]
[53:28] |
Но нет у них об этом никакого знания; следуют они только за предположениями, а ведь предположение нисколько не избавит от истины!
[Крачковский]
[53:28] |
Но нет у них об этом никакого знания. Поистине, следуют они исключительно за предположениями. Поистине, предположение бесполезно по отношению к истине!
[Рысжанов]
[53:28] |
У них нет об этом никакого знания. Они следуют лишь за предположением, хотя предположение не может заменить истину.
[Кулиев]
[53:28] |
Они не имеют на это никаких данных и следуют только своим предположениям. Но предположения ни в чем не могут заменить истину.
[Богуславский]
[53:28] |
У них нет знания об этом; они следуют только мнению, а мнение нисколько не заменяет истины.
[Саблуков]
[53:28] |
While they had no knowledge about this; they only followed conjecture. And conjecture is no substitute for the truth.
[FreeMinds]
[53:28] |
Onların bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Zandan başka bir şeye uymuyorlar. Şüphesiz ki zan, gerçeklik bakımından hiçbir şey ifade etmez.
[Okuyan]
[53:28] |
Halbuki onların bu hususta hiç bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise asla gerçeği ifade etmez.
[Bayraktar]
[53:28] |
Onların bu konuda hiçbir bilgisi yoktur. Yalnızca sanıya uyuyorlar. Sanı ise haktan hiçbir şey kazandırmaz.
[Nuri]
[53:28] |
|
|
فَأَعْرِضْ عَن مَّن تَوَلَّىٰ عَن ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ إِلَّا الْحَيَاةَ الدُّنْيَا
[٥٣:٢٩]
FaaAArid AAan man tawalla AAan thikrina walam yurid illa alhayata alddunya
[Transliteration]
[53:29] |
Отвернись же от тех, кто отвращается от Нашего напоминания и желает только ближайшей жизни.
[Крачковский]
[53:29] |
Так отстранись от тех, кто отвернулся от Нашего напоминания, и желает исключительно ближней жизни.
[Рысжанов]
[53:29] |
Отвернись же от того, кто отвернулся от Нашего Напоминания и не пожелал ничего, кроме мирской жизни.
[Кулиев]
[53:29] |
Удаляйся от того, кто отворачивается от учения Нашего и желает только жизни этого мира.
[Богуславский]
[53:29] |
Удались от того, кто отвращается от учения Нашего, для кого вожделенна только дольняя жизнь:
[Саблуков]
[53:29] |
So disregard he who turns away from Our reminder, and only desires this worldly life.
[FreeMinds]
[53:29] |
Zikrimizden (Kur'an'dan) yüz çeviren ve yakın (dünya) hayatından başka bir şey istemeyen kişilere aldırış etme!
[Okuyan]
[53:29] |
Kitabımızdan yüz çevirenlerden ve dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimselerden yüz çevir!
[Bayraktar]
[53:29] |
Bizim zikrimizden/Kur’an’ımızdan yüz çeviren ve iğreti dünya hayatından başka bir şey istemeyen kimseden, sen de yüz çevir.
[Nuri]
[53:29] |
|
|
ذَٰلِكَ مَبْلَغُهُم مِّنَ الْعِلْمِ ۚ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِ وَهُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ اهْتَدَىٰ
[٥٣:٣٠]
Thalika mablaghuhum mina alAAilmi inna rabbaka huwa aAAlamu biman dalla AAan sabeelihi wahuwa aAAlamu bimani ihtada
[Transliteration]
[53:30] |
Таково же количество их знания; поистине, Господь твой – Он лучше знает тех, кто сбился с Его пути, и Он лучше знает тех, кто пошел по прямому пути.
[Крачковский]
[53:30] |
Такова степень их знания. Поистине, Господь твой, Он лучше знает тех, кто сбился с Его дороги. Он лучше знает тех, кто наставлен!
[Рысжанов]
[53:30] |
Таков предел их познаний. Воистину, твоему Господу лучше знать тех, кто сбился с Его пути, и лучше знать тех, кто последовал прямым путем.
[Кулиев]
[53:30] |
Это— предел их знания. Твой Господь знает лучше, чем кто-либо, того, кто совратился с пути Его; Он знает также хорошо того, кто идет прямым путем.
[Богуславский]
[53:30] |
Она крайний предел их познания! Господь твой лучше всех знает того, кто уклоняется от пути Его, и Он лучше всех знает того, кто идет прямо
[Саблуков]
[53:30] |
This is the extent of their knowledge. Your Lord is fully aware of those who strayed away from His path, and He is fully aware of those who are guided.
[FreeMinds]
[53:30] |
İşte onların bilgisi bundan ibarettir. Şüphesiz ki Rabbin -evet yalnızca O- kendi yolundan kimin saptığını çok iyi bilendir ve O kimin doğru yola ulaştığını da çok iyi bilendir.
[Okuyan]
[53:30] |
Onların ilimde aldıkları mesafe bu kadardır. Şüphesiz Rabbin yoldan çıkanı da doğru yola geleni de hakkıyla bilmektedir.
[Bayraktar]
[53:30] |
Onların, ilimden ulaşacakları şey işte budur. Kuşkusuz, yolundan sapmış olanı Rabbin çok iyi bilir. Hidayet üzere yürüyeni de en iyi O bilir.
[Nuri]
[53:30] |
|
|
وَلِلَّهِ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ لِيَجْزِيَ الَّذِينَ أَسَاءُوا بِمَا عَمِلُوا وَيَجْزِيَ الَّذِينَ أَحْسَنُوا بِالْحُسْنَى
[٥٣:٣١]
Walillahi ma fee alssamawati wama fee alardi liyajziya allatheena asaoo bima AAamiloo wayajziya allatheena ahsanoo bialhusna
[Transliteration]
[53:31] |
Аллаху принадлежит то, что на небесах и что на земле, дабы Он воздал тем, которые сделал дурно, за их поступки и воздал тем, которые совершили добро, благом, -
[Крачковский]
[53:31] |
Богу принадлежит то, что на небесах и на земле, чтобы воздать тем, которые совершали злодеяния! И воздать тем, которые совершили добро, добром,
[Рысжанов]
[53:31] |
Аллаху принадлежит то, что на небесах, и то, что на земле, дабы Он воздал злодеям за то, что они совершили, и воздал творившим добро Наилучшим (Раем).
[Кулиев]
[53:31] |
Богу принадлежит то, что на небесах и на земле: Он даст возмездие делающим зло по делам их и даст прекрасную награду тем, которые делают добро.
[Богуславский]
[53:31] |
Во власти Бога и то, что на небесах, и то, что на земле, что бы тем, которые делают зло, воздать сообразно тому, что они сделали; а тем, которые делали доброе, воздать добром.
[Саблуков]
[53:31] |
And to God belongs everything in the heavens and everything on the earth. He will requite those who commit evil for their works, and will reward the righteous for their righteousness.
[FreeMinds]
[53:31] |
Göklerde ve yerde bulunan her şey, yalnızca Allah'a aittir. En sonunda (Allah) kötülük edenleri yaptıklarıyla cezalandıracak ve güzel işler yapanları da daha güzeliyle ödüllendirecektir.
[Okuyan]
[53:31] |
Göklerde ve yerde olanlar Allah`ındır. Sonunda, işlerini kötü yapanları cezalandıracak ve iyi yapanları da daha güzeli ile ödüllendirecektir.
[Bayraktar]
[53:31] |
Göklerde ne var yerde ne varsa Allah’ındır. Bu, Allah’ın; yaptıklarıyla kötülük sergileyenleri cezalandırması, güzel davranıp güzel düşünenleri de güzellikle ödüllendirmesi içindir.
[Nuri]
[53:31] |
|
|
الَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَائِرَ الْإِثْمِ وَالْفَوَاحِشَ إِلَّا اللَّمَمَ ۚ إِنَّ رَبَّكَ وَاسِعُ الْمَغْفِرَةِ ۚ هُوَ أَعْلَمُ بِكُمْ إِذْ أَنشَأَكُم مِّنَ الْأَرْضِ وَإِذْ أَنتُمْ أَجِنَّةٌ فِي بُطُونِ أُمَّهَاتِكُمْ ۖ فَلَا تُزَكُّوا أَنفُسَكُمْ ۖ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ اتَّقَىٰ
[٥٣:٣٢]
Allatheena yajtaniboona kabaira alithmi waalfawahisha illa allamama inna rabbaka wasiAAu almaghfirati huwa aAAlamu bikum ith anshaakum mina alardi waith antum ajinnatun fee butooni ommahatikum fala tuzakkoo anfusakum huwa aAAlamu bimani ittaqa
[Transliteration]
[53:32] |
тем, которые сторонятся великих прегрешений и мерзостей, кроме мелких проступков: ведь Господь твой объемлющ прошением! Он лучше знал вас, когда Он извел вас из земли и когда вы были зародышами в утробах ваших матерей. Не очищайте же самих себя: Он лучше знает тех, кто богобоязнен!
[Крачковский]
[53:32] |
тем, которые сторонятся великих грехов и чрезмерности исключая небольших прегрешений. Поистине, Господь твой Объемлющий прощением! Он лучше знает вас, когда Он вырастил вас из земли и когда вы были зародышами в утробах ваших матерей. Так не обеляйте себя, Он лучше знает тех, кто осмотрителен!
[Рысжанов]
[53:32] |
Они избегают великих грехов и мерзостей, кроме мелких и немногочисленных проступков. Воистину, твой Господь обладает необъятным прощением. Ему было лучше знать о вас, когда Он сотворил вас из земли и когда вы были зародышами в утробах ваших матерей. Не восхваляйте самих себя, ибо Ему лучше знать тех, кто богобоязнен.
[Кулиев]
[53:32] |
Те, которые избегают тяжких грехов и позорных дел и делают только легкие прегрешения, получат от Господа твоего полное прощение. Он хорошо знал вас, когда создавал вас из земли; он знает вас, когда вы еще только в зародыше в утробах матерей ваших. Не старайтесь же оправдываться; Он знает лучше, чем кто-либо, тех, которые боятся Его.
[Богуславский]
[53:32] |
На тех, которые устраняются от великих грехов и от гнусных дел, не остерегшись только от малых проступков, Господь твой готов расширить прощение. Он совершенно знал вас и тогда, когда созидал вас из земли, и тогда, когда вы были зародышами во чревах матерей ваших. Потому, не оправдывайте сами себя: он совершенно знает того, кто благочестив.
[Саблуков]
[53:32] |
They avoid major sins and immorality, except for minor offences. Your Lord is with vast forgiveness. He has been fully aware of you since He initiated you from the earth, and while you were embryos in the wombs of your mothers. Therefore, do not ascribe purity to yourselves; He is fully aware of the righteous.
[FreeMinds]
[53:32] |
Ufak tefek kusurlar dışında, büyük günahlardan ve çirkinliklerden kaçınanlara gelince, Rabbinin bağışlaması çok geniştir. O, sizi topraktan yarattığı zaman ve siz annelerinizin karınlarında saklı (ceninler hâlinde) bulunduğunuz sırada (bile) sizi iyi bilendir. (Bu nedenle) kendinizi temize çıkarmayın! O, takvâlı (duyarlı) olanı iyi bilendir.
[Okuyan]
[53:32] |
Onlar, basit hatalar hariç büyük günahlardan ve yüz kızartıcı davranışlardan kaçınanlardır. Şüphesiz Rabbinin bağışlaması geniştir. O sizi topraktan var ederken de, annelerinizin rahminde saklı bulunduğunuzda da, sizinle ilgili her bilgiye sahiptir. Öyleyse kendinizi temize çıkarmayınız. O, Allah`a saygı duyanı en iyi bilendir.
[Bayraktar]
[53:32] |
Öyle kişilerdir ki onlar, günahın büyüklerinden ve iğrençliklerden çekinip kaçınırlar. Bazı küçük sürçmeler hariç. Hiç kuşkusuz, senin Rabbin affı geniş olandır. Sizi en iyi bilen O’dur: Hem sizi topraktan oluşturduğu zaman hem de annelerinizin karınlarında ceninler halinde bulunduğunuz zaman. O halde kendi kendinizi temize çıkmış göstermeyin; kimin sakındığını en iyi bilen O’dur.
[Nuri]
[53:32] |
|
|
أَفَرَأَيْتَ الَّذِي تَوَلَّىٰ
[٥٣:٣٣]
Afaraayta allathee tawalla
[Transliteration]
[53:33] |
Видел ли ты того, кто отвернулся,
[Крачковский]
[53:33] |
Думал ли ты о том, кто отвернулся,
[Рысжанов]
[53:33] |
Видел ли ты того, кто отвернулся,
[Кулиев]
[53:33] |
Видел ли ты того, который обращается спиной,
[Богуславский]
[53:33] |
Размышлял ли ты о том, который отвращается прочь,
[Саблуков]
[53:33] |
Have you noted the one who turned away?
[FreeMinds]
[53:33] |
(33, 34) (Gerçeğe) sırt dönen, azıcık verip sonra vermemekte direneni bir düşün!
[Okuyan]
[53:33] |
Gördün mü yüz çevireni?
[Bayraktar]
[53:33] |
O yüz geri döneni gördün mü?
[Nuri]
[53:33] |
|
|
وَأَعْطَىٰ قَلِيلًا وَأَكْدَىٰ
[٥٣:٣٤]
WaaAAta qaleelan waakda
[Transliteration]
[53:34] |
и дал мало, и поскупился?
[Крачковский]
[53:34] |
мало предложил и мало дал?
[Рысжанов]
[53:34] |
дал мало и прекратил давать вовсе?
[Кулиев]
[53:34] |
который дает мало и скупится?
[Богуславский]
[53:34] |
Дает мало, скупится?
[Саблуков]
[53:34] |
And he gave very little, then he stopped.
[FreeMinds]
[53:34] |
(33, 34) (Gerçeğe) sırt dönen, azıcık verip sonra vermemekte direneni bir düşün!
[Okuyan]
[53:34] |
Az verip sonra vermemekte direneni?
[Bayraktar]
[53:34] |
Azıcık verdi, sona inatla sıkıca tuttu.
[Nuri]
[53:34] |
|
|
أَعِندَهُ عِلْمُ الْغَيْبِ فَهُوَ يَرَىٰ
[٥٣:٣٥]
aAAindahu AAilmu alghaybi fahuwa yara
[Transliteration]
[53:35] |
Разве у него знание о сокровенном, и он видит?
[Крачковский]
[53:35] |
Неужели у него знание о сокровенном и он видит?
[Рысжанов]
[53:35] |
Разве он обладает таким знанием о сокровенном, что он видит его?
[Кулиев]
[53:35] |
Таковой обладает ли знанием сокровенных вещей и видит ли их?
[Богуславский]
[53:35] |
Есть ли у него знание о тайном, и он постигает его?
[Саблуков]
[53:35] |
Did he possess knowledge of the future? Could he see it?
[FreeMinds]
[53:35] |
(Yoksa) gaybın (bilinemeyenin) bilgisi sadece kendi yanındadır da (bunu sadece) o mu görüyor!
[Okuyan]
[53:35] |
Gaybın bilgisi o adamın yanında da, o görüyor mu?
[Bayraktar]
[53:35] |
Gaybın bilgisi onun yanında da o mu görüyor?
[Nuri]
[53:35] |
|
|
أَمْ لَمْ يُنَبَّأْ بِمَا فِي صُحُفِ مُوسَىٰ
[٥٣:٣٦]
Am lam yunabba bima fee suhufi moosa
[Transliteration]
[53:36] |
Разве ему не сообщено то, что в свитках Мусы
[Крачковский]
[53:36] |
Неужели не возвещено то, что в свитках Мусы (Моисея)
[Рысжанов]
[53:36] |
Разве ему не поведали о том, что было в свитках Мусы (Моисея)
[Кулиев]
[53:36] |
Разве ему не передано, что находится на Сурах Моисея
[Богуславский]
[53:36] |
Не было ли ему объяснено то, что в свитках Моисея
[Саблуков]
[53:36] |
Or was he not informed of the teachings in the scripts of Moses?
[FreeMinds]
[53:36] |
(36, 37) Yoksa Musa'nın ve çok vefalı İbrahim'in sahifelerinde bulunan(lar, ona) bildirilmedi mi?
[Okuyan]
[53:36] |
Yoksa ona Mûsâ`nın sayfalarındaki şu bilgiler haber verilmedi mi?
[Bayraktar]
[53:36] |
Yoksa haber verilmedi mi ona, Mûsa’nın sayfalarındakiler?
[Nuri]
[53:36] |
|
|
وَإِبْرَاهِيمَ الَّذِي وَفَّىٰ
[٥٣:٣٧]
Waibraheema allathee waffa
[Transliteration]
[53:37] |
и Ибрахима, который был верен:
[Крачковский]
[53:37] |
и Ибрахима (Авраама), которые доставили,
[Рысжанов]
[53:37] |
и Ибрахима (Авраама), который выполнил повеления Аллаха полностью?
[Кулиев]
[53:37] |
и Авраама, который был верен своим обязательствам?
[Богуславский]
[53:37] |
И Авраама, который верно исполнял свои обещания?
[Саблуков]
[53:37] |
And of Abraham who fulfilled?
[FreeMinds]
[53:37] |
(36, 37) Yoksa Musa'nın ve çok vefalı İbrahim'in sahifelerinde bulunan(lar, ona) bildirilmedi mi?
[Okuyan]
[53:37] |
Sözünü tam olarak yerine getiren İbrâhim`in sayfalarındaki şu bilgiler de mi?
[Bayraktar]
[53:37] |
Ve o çok vefalı İbrahim’in sayfalarındakiler...
[Nuri]
[53:37] |
|
|
أَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَىٰ
[٥٣:٣٨]
Alla taziru waziratun wizra okhra
[Transliteration]
[53:38] |
что не понесет носящая ношу за другую,
[Крачковский]
[53:38] |
что не понесет носящая ношу другую ношу,
[Рысжанов]
[53:38] |
Ни одна душа не понесет чужого бремени.
[Кулиев]
[53:38] |
Душа, несущая тяжесть свою, не будет нести чужой тяжести.
[Богуславский]
[53:38] |
То, что душа, несущая свое бремя, не обременится бременем другой;
[Саблуков]
[53:38] |
That no bearer may carry the burden of another.
[FreeMinds]
[53:38] |
Hiçbir (günah) yüklüsü, başkasının (günah) yükünü yüklenemez.
[Okuyan]
[53:38] |
“Gerçekten hiçbir günahkar, başkasının günah yükünü yüklenemez.”
[Bayraktar]
[53:38] |
Gerçek şu ki, hiçbir günahkâr bir başka günahkârın yükünü sırtlamaz.
[Nuri]
[53:38] |
|
|
وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَانِ إِلَّا مَا سَعَىٰ
[٥٣:٣٩]
Waan laysa lilinsani illa ma saAAa
[Transliteration]
[53:39] |
что человеку лишь – то, в чем он усердствовал,
[Крачковский]
[53:39] |
что для забывчивого человека исключительно то, к чему он стремился,
[Рысжанов]
[53:39] |
Человек получит только то, к чему он стремился.
[Кулиев]
[53:39] |
Человек получит только то, что заслужит.
[Богуславский]
[53:39] |
Что для человека будет только то, что он старался сделать,
[Саблуков]
[53:39] |
And the human being will have what he sought.
[FreeMinds]
[53:39] |
İnsan için kendi yaptığından başka bir şey yoktur.
[Okuyan]
[53:39] |
Bilsin ki, insan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.
[Bayraktar]
[53:39] |
Gerçek şu ki, insan için çalışıp didindiğinden başkası yoktur.
[Nuri]
[53:39] |
|
|
وَأَنَّ سَعْيَهُ سَوْفَ يُرَىٰ
[٥٣:٤٠]
Waanna saAAyahu sawfa yura
[Transliteration]
[53:40] |
что усердие его будет усмотрено,
[Крачковский]
[53:40] |
что увидит он то, к чему стремился?!
[Рысжанов]
[53:40] |
Его устремления будут увидены,
[Кулиев]
[53:40] |
Его труд будет принят во внимание.
[Богуславский]
[53:40] |
И что старательность его будет усмотрена,
[Саблуков]
[53:40] |
And his works will be shown.
[FreeMinds]
[53:40] |
Yaptığı ileride (ahirette) görülecektir.
[Okuyan]
[53:40] |
Çalışması da ileride görülecektir.
[Bayraktar]
[53:40] |
Ve onun çalışıp didinmesi yakında görülecektir.
[Nuri]
[53:40] |
|
|
ثُمَّ يُجْزَاهُ الْجَزَاءَ الْأَوْفَىٰ
[٥٣:٤١]
Thumma yujzahu aljazaa alawfa
[Transliteration]
[53:41] |
затем оно будет вознаграждено наградой полнейшей,
[Крачковский]
[53:41] |
Затем воздадут ему полным воздаянием!
[Рысжанов]
[53:41] |
а затем он получит воздаяние сполна.
[Кулиев]
[53:41] |
Он будет вознагражден строгим образом.
[Богуславский]
[53:41] |
А после того ему воздастся верным воздаянием;
[Саблуков]
[53:41] |
Then he will be paid fully for such works.
[FreeMinds]
[53:41] |
Sonra da ona karşılığı tastamam verilecektir.
[Okuyan]
[53:41] |
Sonra ona karşılığı tastamam ödenecektir.
[Bayraktar]
[53:41] |
Sonra karşılığı kendisine hiç eksiksiz verilecektir.
[Nuri]
[53:41] |
|
|
وَأَنَّ إِلَىٰ رَبِّكَ الْمُنتَهَىٰ
[٥٣:٤٢]
Waanna ila rabbika almuntaha
[Transliteration]
[53:42] |
и что у Господа твоего – конечный предел,
[Крачковский]
[53:42] |
Поистине, у Господа твоего завершение!
[Рысжанов]
[53:42] |
К твоему Господу предстоит конечный исход (или твоему Господу принадлежит конечный предел).
[Кулиев]
[53:42] |
Твой Господь есть предел всего:
[Богуславский]
[53:42] |
Что Господь твой есть крайний предел;
[Саблуков]
[53:42] |
And to your Lord is the final destiny.
[FreeMinds]
[53:42] |
Şüphesiz ki son (varış) sadece Rabbinedir.
[Okuyan]
[53:42] |
Şüphesiz sonunda varış sadece Rabbine olacaktır.
[Bayraktar]
[53:42] |
Hiç kuşkusuz, son varış Rabbinedir.
[Nuri]
[53:42] |
|
|
وَأَنَّهُ هُوَ أَضْحَكَ وَأَبْكَىٰ
[٥٣:٤٣]
Waannahu huwa adhaka waabka
[Transliteration]
[53:43] |
и что это – Он, который заставил плакать и смеяться,
[Крачковский]
[53:43] |
Поистине, Он заставляет смеяться и плакать!
[Рысжанов]
[53:43] |
Он заставляет смеяться и плакать.
[Кулиев]
[53:43] |
Он заставляет смеяться и плакать.
[Богуславский]
[53:43] |
Что Он возбуждает смех и производит плачь;
[Саблуков]
[53:43] |
And He is the One who makes laughter and tears.
[FreeMinds]
[53:43] |
Güldüren de yalnızca O'dur, ağlatan da.
[Okuyan]
[53:43] |
Güldürecek ve ağlatacak olan da O`dur.
[Bayraktar]
[53:43] |
Hiç kuşkusuz, güldüren de O’dur, ağlatan da...
[Nuri]
[53:43] |
|
|
وَأَنَّهُ هُوَ أَمَاتَ وَأَحْيَا
[٥٣:٤٤]
Waannahu huwa amata waahya
[Transliteration]
[53:44] |
и что это – Он, умертвил и оживил
[Крачковский]
[53:44] |
Поистине, Он умертвляет и оживляет!
[Рысжанов]
[53:44] |
Он умерщвляет и оживляет.
[Кулиев]
[53:44] |
Он дает смерть и жизнь.
[Богуславский]
[53:44] |
Что Он умерщвляет и оживляет;
[Саблуков]
[53:44] |
And He is the One who takes life and gives it.
[FreeMinds]
[53:44] |
Öldüren de yalnızca O'dur, dirilten de.
[Okuyan]
[53:44] |
Öldürecek ve diriltecek olan da O`dur.
[Bayraktar]
[53:44] |
Hiç kuşkusuz, öldüren de O’dur, dirilten de...
[Nuri]
[53:44] |
|
|
وَأَنَّهُ خَلَقَ الزَّوْجَيْنِ الذَّكَرَ وَالْأُنثَىٰ
[٥٣:٤٥]
Waannahu khalaqa alzzawjayni alththakara waalontha
[Transliteration]
[53:45] |
и что Он создал супругов – мужа и жену -
[Крачковский]
[53:45] |
Поистине, Он сотворил пару, мужской и женский пол
[Рысжанов]
[53:45] |
Он сотворил пару - мужчину и женщину (или самца и самку) -
[Кулиев]
[53:45] |
Он создал пару: мужчину и женщину;
[Богуславский]
[53:45] |
Что Он творит два пола - мужчину и женщину
[Саблуков]
[53:45] |
And He is the One who has created the pair, the male and the female.
[FreeMinds]
[53:45] |
(45, 46) Şüphesiz ki erkek ve dişi iki eşi, atıldığı zaman nutfeden (spermden) yaratan O'dur.
[Okuyan]
[53:45] |
(45-46) Atıldığı zaman döl suyundan çifti, yani erkeği ve dişiyi yaratan da O`dur.
[Bayraktar]
[53:45] |
Hiç kuşkusuz, iki çifti, erkeği ve dişiyi yaratan O’dur;
[Nuri]
[53:45] |
|
|
مِن نُّطْفَةٍ إِذَا تُمْنَىٰ
[٥٣:٤٦]
Min nutfatin itha tumna
[Transliteration]
[53:46] |
из капли, когда она извергается,
[Крачковский]
[53:46] |
из капли, которая изливается!
[Рысжанов]
[53:46] |
из капли, которая извергается.
[Кулиев]
[53:46] |
из семени, когда оно истекает.
[Богуславский]
[53:46] |
Из семени, когда оно изольется;
[Саблуков]
[53:46] |
From a seed that is put forth.
[FreeMinds]
[53:46] |
(45, 46) Şüphesiz ki erkek ve dişi iki eşi, atıldığı zaman nutfeden (spermden) yaratan O'dur.
[Okuyan]
[53:46] |
(45-46) Atıldığı zaman döl suyundan çifti, yani erkeği ve dişiyi yaratan da O`dur.
[Bayraktar]
[53:46] |
Meni halinde atıldığı zaman bir spermden...
[Nuri]
[53:46] |
|
|
وَأَنَّ عَلَيْهِ النَّشْأَةَ الْأُخْرَىٰ
[٥٣:٤٧]
Waanna AAalayhi alnnashata alokhra
[Transliteration]
[53:47] |
и что нам лежит второе создание,
[Крачковский]
[53:47] |
Поистине, на Нем другое выращивание!
[Рысжанов]
[53:47] |
На Нем лежит сотворение в другой раз.
[Кулиев]
[53:47] |
На Нем лежит второе создание.
[Богуславский]
[53:47] |
Что Ему принадлежит и последнее воспроизведение;
[Саблуков]
[53:47] |
And He will effect the recreation.
[FreeMinds]
[53:47] |
Şüphesiz ki diğer yaratılış (insanı diriltmek) de yalnızca O'na aittir.
[Okuyan]
[53:47] |
Öldükten sonra tekrar diriltme de O`na aittir.
[Bayraktar]
[53:47] |
Hiç kuşkusuz, o ikinci oluşum da O’nun işidir.
[Nuri]
[53:47] |
|
|
وَأَنَّهُ هُوَ أَغْنَىٰ وَأَقْنَىٰ
[٥٣:٤٨]
Waannahu huwa aghna waaqna
[Transliteration]
[53:48] |
и что это – Он, который обогатил и наделил,
[Крачковский]
[53:48] |
Поистине, Он обогащает и дает приобретать!
[Рысжанов]
[53:48] |
Он избавляет от нужды (или дарует богатство) и наделяет собственностью (или удовлетворяет).
[Кулиев]
[53:48] |
Он обогащает и дает приобретать.
[Богуславский]
[53:48] |
Что Он обогащает и наделяет;
[Саблуков]
[53:48] |
And He is the One who makes you rich or poor.
[FreeMinds]
[53:48] |
Zengin eden de yalnızca O'dur; kısarak veren de.
[Okuyan]
[53:48] |
Zengin eden de yoksul kılan da O`dur.
[Bayraktar]
[53:48] |
Hiç kuşkusuz, zenginlik veren de O’dur, nimete boğan da...
[Nuri]
[53:48] |
|
|
وَأَنَّهُ هُوَ رَبُّ الشِّعْرَىٰ
[٥٣:٤٩]
Waannahu huwa rabbu alshshiAAra
[Transliteration]
[53:49] |
и что это – Он, господь Сириуса,
[Крачковский]
[53:49] |
Поистине, Он Господь Сириуса!
[Рысжанов]
[53:49] |
Он - Господь Сириуса.
[Кулиев]
[53:49] |
Он— Господь Сириуса.
[Богуславский]
[53:49] |
Что Он Господь Сириуса;
[Саблуков]
[53:49] |
And He is the Lord of the brightest star.
[FreeMinds]
[53:49] |
Doğrusu Şi‘ra (yıldızı)nın Rabbi de yalnızca O'dur.
[Okuyan]
[53:49] |
Şı‘râ yıldızının Rabbi de O`dur.
[Bayraktar]
[53:49] |
Hiç kuşkusuz, Şi’ra yıldızının/şuurlanmanın Rabbi de O’dur.
[Nuri]
[53:49] |
|
|
وَأَنَّهُ أَهْلَكَ عَادًا الْأُولَىٰ
[٥٣:٥٠]
Waannahu ahlaka AAadan aloola
[Transliteration]
[53:50] |
и что это Он погубил первых адитов
[Крачковский]
[53:50] |
Поистине, Он погубил первых из народа Ад,
[Рысжанов]
[53:50] |
Он погубил первых адитов,
[Кулиев]
[53:50] |
Он истребил древний народ ‘Ада
[Богуславский]
[53:50] |
Что Он истребил древних Гадян
[Саблуков]
[53:50] |
And He is the One who destroyed `Aad the first.
[FreeMinds]
[53:50] |
(50, 51) Şüphesiz ki önceki Âd kavmini ve Semûd'u O helak etmişti ve (onlardan) geriye hiçbir şey bırakmamıştı.
[Okuyan]
[53:50] |
Şüphesiz ‘Âd kavmini O helâk etti.
[Bayraktar]
[53:50] |
Hiç kuşkusuz, daha önceden gelmiş olan Âd’ı helâk etti.
[Nuri]
[53:50] |
|
|
وَثَمُودَ فَمَا أَبْقَىٰ
[٥٣:٥١]
Wathamooda fama abqa
[Transliteration]
[53:51] |
и самудян, и не пощадил,
[Крачковский]
[53:51] |
народа Самуд и не пощадил,
[Рысжанов]
[53:51] |
ничего не оставил от самудян,
[Кулиев]
[53:51] |
и Темуда, Он из них не оставил ничего,
[Богуславский]
[53:51] |
И Фемудян, никого от них не оставив,
[Саблуков]
[53:51] |
And from Thamud He left none.
[FreeMinds]
[53:51] |
(50, 51) Şüphesiz ki önceki Âd kavmini ve Semûd'u O helak etmişti ve (onlardan) geriye hiçbir şey bırakmamıştı.
[Okuyan]
[53:51] |
Semûd`u da O helâk etti ve geriye hiçbir şey bırakmadı.
[Bayraktar]
[53:51] |
Semûd’u da. Böylece geriye bir şey bırakmadı.
[Nuri]
[53:51] |
|
|
وَقَوْمَ نُوحٍ مِّن قَبْلُ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا هُمْ أَظْلَمَ وَأَطْغَىٰ
[٥٣:٥٢]
Waqawma noohin min qablu innahum kanoo hum athlama waatgha
[Transliteration]
[53:52] |
и народ Нуха еще раньше, – ведь они были еще неправеднее и беззаконнее, -
[Крачковский]
[53:52] |
а народ Нуха (Ноя) еще раньше! Поистине, они были наиболее мракобесными и вышедшими за предел!
[Рысжанов]
[53:52] |
а еще раньше погубил народ Нуха (Ноя). Воистину, они были еще более несправедливы и непокорны.
[Кулиев]
[53:52] |
и еще прежде народ Ноя, потому что они были еще нечестивее и непокорнее.
[Богуславский]
[53:52] |
И прежде их - народ Ноя, за то, что он сделался нечестивейшим и развратнейшим.
[Саблуков]
[53:52] |
And the people of Noah before that; they were evil transgressors.
[FreeMinds]
[53:52] |
Daha önce Nuh kavmini de (O helak etmişti). Şüphesiz ki onlar haksızlık etmiş ve azgınlık yapmışlardı.
[Okuyan]
[53:52] |
Onlardan önce, Nûh toplumunu da helâk etmiştir. Onların hepsi çok zâlim ve çok azgın kimselerdi.
[Bayraktar]
[53:52] |
Daha önce de Nûh kavmini. Çünkü onlar, evet onlar zulmettiler, azdılar.
[Nuri]
[53:52] |
|
|
وَالْمُؤْتَفِكَةَ أَهْوَىٰ
[٥٣:٥٣]
Waalmutafikata ahwa
[Transliteration]
[53:53] |
и опрокинутые ниспроверг,
[Крачковский]
[53:53] |
Расчленение упало сверху
[Рысжанов]
[53:53] |
Он низверг опрокинутые селения (селения народа Лута),
[Кулиев]
[53:53] |
Эти города Им опрокинуты.
[Богуславский]
[53:53] |
И ниспроверженные города - Он низринул,
[Саблуков]
[53:53] |
And the overthrown city was made to fall.
[FreeMinds]
[53:53] |
Alt üst olan şehirleri de O yok etmişti.
[Okuyan]
[53:53] |
Alt-üst olan şehirleri de O böyle yaptı.
[Bayraktar]
[53:53] |
Altı üstüne gelmiş kentleri de yere geçirdi O.
[Nuri]
[53:53] |
|
|
فَغَشَّاهَا مَا غَشَّىٰ
[٥٣:٥٤]
Faghashshaha ma ghashsha
[Transliteration]
[53:54] |
и покрыло их то, что покрыло.
[Крачковский]
[53:54] |
и покрыло их то, что покрыло!
[Рысжанов]
[53:54] |
которые покрыло то, что покрыло.
[Кулиев]
[53:54] |
Их покрыли развалины, которыми они и теперь покрыты.
[Богуславский]
[53:54] |
Окрыло их то, что покрыло.
[Саблуков]
[53:54] |
So it was covered by that which covers.
[FreeMinds]
[53:54] |
Böylece kuşatan şey (felaket) onları da kuşatmıştı.
[Okuyan]
[53:54] |
Onları neler kapladı neler!
[Bayraktar]
[53:54] |
Sarıp doladı onlara, sarıp doladığını.
[Nuri]
[53:54] |
|
|
فَبِأَيِّ آلَاءِ رَبِّكَ تَتَمَارَىٰ
[٥٣:٥٥]
Fabiayyi alai rabbika tatamara
[Transliteration]
[53:55] |
В каком же благодеянии Господа твоего ты сомневаешься?
[Крачковский]
[53:55] |
Так в каком благодеянии Господа твоего ты сомневаешься?
[Рысжанов]
[53:55] |
В каких же милостях твоего Господа ты сомневаешься?
[Кулиев]
[53:55] |
В котором из благодеяний Господа твоего ты сомневаешься?
[Богуславский]
[53:55] |
О каком из благодеяний Господа твоего усомнишься ты?
[Саблуков]
[53:55] |
So which powers of your Lord do you doubt?
[FreeMinds]
[53:55] |
Rabbinin hangi nimetleri hakkında şüphe duyabilirsin ki!
[Okuyan]
[53:55] |
Artık, Rabbinin hangi nimetinden şüphe ediyorsun?
[Bayraktar]
[53:55] |
Peki, Rabbinin nimetlerinden hangisinde kuşkuya düşüyorsun?
[Nuri]
[53:55] |
|
|
هَٰذَا نَذِيرٌ مِّنَ النُّذُرِ الْأُولَىٰ
[٥٣:٥٦]
Hatha natheerun mina alnnuthuri aloola
[Transliteration]
[53:56] |
Это – вестник из первых вестников.
[Крачковский]
[53:56] |
Это предупреждающий из первых предупреждающих!
[Рысжанов]
[53:56] |
Этот предостерегающий увещеватель такой же, как и первые предостерегающие увещеватели.
[Кулиев]
[53:56] |
Этот проповедник (Мухаммед) подобен прежним проповедникам.
[Богуславский]
[53:56] |
Этот проповедник такой же, как и прежние проповедники.
[Саблуков]
[53:56] |
This is a warning like the old warnings.
[FreeMinds]
[53:56] |
İşte bu, önceki uyarılardan bir uyarıdır.
[Okuyan]
[53:56] |
Bu peygamber de eski uyarıcılar gibi bir uyarıcıdır.
[Bayraktar]
[53:56] |
Bu da ilk uyarıcılar gibi bir uyarıcıdır.
[Nuri]
[53:56] |
|
|
أَزِفَتِ الْآزِفَةُ
[٥٣:٥٧]
Azifati alazifatu
[Transliteration]
[53:57] |
Приспело неожиданно подоспевшее;
[Крачковский]
[53:57] |
Приблизилось наступление Часа!
[Рысжанов]
[53:57] |
Приближающееся (День воскресения) приблизилось,
[Кулиев]
[53:57] |
Час, который должен настать, приближается,
[Богуславский]
[53:57] |
Тот внезапный день внезапно наступит,
[Саблуков]
[53:57] |
That which is inevitable draws near.
[FreeMinds]
[53:57] |
Yaklaşmakta olan (Son Saat) yaklaştı.
[Okuyan]
[53:57] |
(57-58) Kıyamet yaklaştı. Allah`tan başka, onun vaktini ortaya çıkaracak yoktur.
[Bayraktar]
[53:57] |
Yaklaşmakta/yaklaşacak olan yaklaştı.
[Nuri]
[53:57] |
|
|
لَيْسَ لَهَا مِن دُونِ اللَّهِ كَاشِفَةٌ
[٥٣:٥٨]
Laysa laha min dooni Allahi kashifatun
[Transliteration]
[53:58] |
нет от него отвращающего помимо Аллаха.
[Крачковский]
[53:58] |
Нет от него, помимо Бога, избавителя!
[Рысжанов]
[53:58] |
и никто, кроме Аллаха, не способен отвратить его.
[Кулиев]
[53:58] |
и никто не может отвратить его, кроме Бога.
[Богуславский]
[53:58] |
и никто, кроме Бога, не может отдалить его.
[Саблуков]
[53:58] |
None besides God can unveil it.
[FreeMinds]
[53:58] |
Onu (zamanını) Allah'tan başka kimse açığa çıkaramaz.
[Okuyan]
[53:58] |
(57-58) Kıyamet yaklaştı. Allah`tan başka, onun vaktini ortaya çıkaracak yoktur.
[Bayraktar]
[53:58] |
Onu Allah’tan başka kaldıracak/uzaklaştıracak yok.
[Nuri]
[53:58] |
|
|
أَفَمِنْ هَٰذَا الْحَدِيثِ تَعْجَبُونَ
[٥٣:٥٩]
Afamin hatha alhadeethi taAAjaboona
[Transliteration]
[53:59] |
Неужели же вы дивитесь этому рассказу,
[Крачковский]
[53:59] |
Так неужели этому рассказу вы удивляетесь?
[Рысжанов]
[53:59] |
Неужели вы удивляетесь этому повествованию,
[Кулиев]
[53:59] |
Эта ли речь приводит вас в удивление?
[Богуславский]
[53:59] |
Надобно ли вам при этом новом учении удивляться,
[Саблуков]
[53:59] |
Are you surprised by this narrative?
[FreeMinds]
[53:59] |
Şimdi siz bu sözü mü tuhaf buluyorsunuz!
[Okuyan]
[53:59] |
Şimdi bu kitaba mı hayret ediyorsunuz?
[Bayraktar]
[53:59] |
Şimdi siz bu sözden mi hayrete düşüyorsunuz?
[Nuri]
[53:59] |
|
|
وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَ
[٥٣:٦٠]
Watadhakoona wala tabkoona
[Transliteration]
[53:60] |
и смеетесь, а не плачете,
[Крачковский]
[53:60] |
Смеетесь, а не плачете,
[Рысжанов]
[53:60] |
смеетесь, а не плачете,
[Кулиев]
[53:60] |
Вы смеетесь, вместо того чтобы плакать.
[Богуславский]
[53:60] |
Смеяться вместо того, чтобы плакать,
[Саблуков]
[53:60] |
And you are laughing, while you should be crying?
[FreeMinds]
[53:60] |
Gülüyorsunuz; ağlamıyorsunuz.
[Okuyan]
[53:60] |
Gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz.
[Bayraktar]
[53:60] |
Gülüyorsunuz, ağlamıyorsunuz.
[Nuri]
[53:60] |
|
|
وَأَنتُمْ سَامِدُونَ
[٥٣:٦١]
Waantum samidoona
[Transliteration]
[53:61] |
и остаетесь небрежными?
[Крачковский]
[53:61] |
и гордо поднимаете голову?
[Рысжанов]
[53:61] |
и забавляетесь (или поете; или надменно задираете головы)?
[Кулиев]
[53:61] |
Вы пустословите.
[Богуславский]
[53:61] |
Тогда, как вы увлекаетесь пустым?
[Саблуков]
[53:61] |
And you are indulging yourselves?
[FreeMinds]
[53:61] |
Siz oyalanıyorsunuz!
[Okuyan]
[53:61] |
Gaflet içinde oyalanıp duruyorsunuz.
[Bayraktar]
[53:61] |
Ve siz, kibirlenip kafa tutarak sersemce somurtuyorsunuz.
[Nuri]
[53:61] |
|
|
فَاسْجُدُوا لِلَّهِ وَاعْبُدُوا
[٥٣:٦٢]
Faosjudoo lillahi waoAAbudoo
[Transliteration]
[53:62] |
Простирайтесь же пред Аллахом и поклоняйтесь!
[Крачковский]
[53:62] |
Так падите ниц пред Богом и служите Ему!
[Рысжанов]
[53:62] |
Падите же ниц перед Аллахом и поклоняйтесь!
[Кулиев]
[53:62] |
Падите ниц перед Богом и поклонитесь Ему.
[Богуславский]
[53:62] |
Богу покланяйтесь и служите!
[Саблуков]
[53:62] |
So, prostrate yourselves to God, and serve.
[FreeMinds]
[53:62] |
Allah için secde edin ve (O'na) kulluk edin!
[Okuyan]
[53:62] |
Haydi! Allah`a secde edip O`na kulluk ediniz!
[Bayraktar]
[53:62] |
Artık Allah için secdeye kapanın, ibadet edin/iş yapıp değer üretin!
[Nuri]
[53:62] |
|
|